Yazın Son Günü

Yazın son günü!!

Bu yazının başlığını attığım an birşey farkettim! Eski yaz bitişlerinde Yaz’ın bittiği zaman benim için Ekim ayının sonlarıydı.Şimdi ise bilinçli bir şekilde 31 Ağustos’a açık bir veda mektubu yazar halet-i Ruhiyesi içindeyim…
Zaman algısı mıdır ,bilinç düzeyi midir bilmem ama birçok kişinin sosyal medya paylaşımında da benzer bir algı sezinledim.

Son dönemdeki yaşadığımız üzücü ve sabır gerektiren olaylarla aslında ruhumuz sonbahara erken girdi bu yıl.Yaz mevsiminin kavurucu sıcakları adeta yürekleri yaktı,ailelerin can evlerine düştü alev alev..Plajlarda serinlemek için girdiğimiz denizlerin dalgaları adeta içimizde patladı büyük tufanlar gibi.Televizyonlara kilitlenip, geleceğimize saniye saniye örülmek istenen ağları o milli irade gücüyle ,halkın birlik ve demokrasi bilinciyle çok şükür nasıl başettiğimize tüm dünya tanıklık etti.Böyle bir ülkenin evladı olmak her kişiye nasip olmaz gerçekten!Bu uğurda canlarını gözünü kırpmadan feda eden şehitlerimizin ruhları da şad olsun.😞

Ağustos ayı giderken ardında bir çok duygu bırakıyor.Bize göre zor olan ve yaşanan her olayda ben mutlaka bir öğreti getirdiğine inanırım.Yaşamda daha yukarıya çıkabilmek için mutlaka merdiven çıkmak gerekir.Bu da gelişimin bir parçası değil adeta kendisidir.Bu sınavdan ülke olarak alnımızın akıyla çıktığımıza inanıyorum.Herşeyin çok daha güzel olduğu aydınlık yarına doğru yelken açtık.Yüreklerimizde ki fırtınalar yerini sakin ,huzurlu denizlere bıraktı.Farkettiğimiz gerçeklikler yolumuzu hızlandıran rüzgarımız oldu…

Dilerim ki Eylül ayının hafif ,tatlı serinliği yüreklerimizi de ferahlatır.İçlerimiz keyifli sohbetler eşliğinde içtiğimiz çaylarla,kahvelerle ısınır..Yağan yağmurlar ülkemizi ve tüm kirleri temizler,arındırır.Çocuklar sadece top oynarken düştüklerinde ağlar! Umut ve sevgi hep yanı başımızdaki sığınağımız olur…

Sevgiyle,

Nur Üçgün

Çocuklarımızın Yazdığı Masallar Artık Blogumuzda Okuyucuları ile Buluşacak!!!! Yazar Çocuk Projesi Başlıyor…

Merhaba,

Biliyorsunuz blogumuzda, içinde kötülük, cadı, canavar, ölüm, savaş,büyü vs. barındırmayan masalları paylaştığımız bir bölüm var. Çocuklarımızı korkutmadan anlatabilecek masal bulamamak neredeyse tüm annelerin ortak sorunu haline geldi. Yani şöyle bir düşünsenize, Pamuk Prensesde kötü kalpli üvey anne Pamuk Prensesi öldürüp, kalbini sökmeye kalkıyor, Cinderella’da üvey anne dehşeti, Rapunzel kuleye kapatılmış, hapis, Güzel ve Çirkin büyüyle canavara dönüşmüş bir insan. Amaaaaaan hiçbirinin elle tutulacak yeri yok. Çocuğuna anlattığına bin pişman oluyorsun. Anneee, niye o kadın Pamuk Prensese öyle yapmış. Yazık değil mi? Ehh anlat bakalım niye öyle yapmış, anlatabilirsen…

Şimdiiiii… Bu girişi neden yaptım biliyor musunuz çünkü bloguma yazdıkları ile yeni bir enerji getiren Sevgili Nur Üçgün’ün kendisi gibi yazı yazmayı çok seven, hayal gücü çok kuvvetli 12 yaşında Beril isimli dünyalar güzeli bir kızı var. Aynı zamanda benim gibi YAY burcu 🙂 Gezentiyiz yani biz biraz. Beril’in çok güzel hikayeler yazdığını biliyordum ve blogda yayınlamak için bir hikaye yazmasını istedim. Yazmaya başladı sanırım bir, iki güne kadar yayınlarım. Bu bana bir fikir verdi. Eğer sizin çocuğunuzun da böyle bir yeteneği varsa lütfen yazdığı masalları, hikayeleri benimle paylaşır mısınız. Böylece, her hafta bir çocuğumuzun yazdığı hikaye okurlarla buluşur. (Belki ileride tüm bu hikayeleri birleştirir bir de Andersen’den masallar tarzı, “İdilob’dan Masallar” kitabı haline getiririz.) Neden olmasın???

Veeee bir de şöyle bir hediyem var. En çok beğeni alan hikayeyi yazan çocuğumuza Faber Castel’den harika bir kalem seti hediye edeceğim ki belki bir gün Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling kadar ünlü olur. Evet kampanyamızın ismi
“YAZAR ÇOCUK”. Ben bir yaş grubu koymuyorum çünkü okuyucuların çocukları kendi yaş grubu içerisinde değerlendirerek, beğeni yapacaklarını düşünüyorum.

Çocuklarınızın hatta sizlerin yazdığı masalları bana ulaştırabileceğiniz mail adresi :

id_mu02@hotmail.com.

Hadi bakalım küçük yazarlar, bizleri şaşırtacak eserlerinizi bekliyoruz. Bu kez çocuklar yazıyor, büyükler okuyor.

Sevgiler,

idilob

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Bu vatan için can veren şehidlerimizin ruhu şad olsun.

Dumlupınar Konuşması, 1924

Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.
Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin sonsuz koruyucularıdır.

Okulların Ayak Sesleri Duyulmaya Başladı…

Merhaba,

Okulların açılmasına az kaldı. Beni de yavaş yavaş bir endişe almaya başlıyor. Sanki dıdım! dıdım! dıdım! okulun ayak seslerini ensemde hissetmeye başladım 🙂
Nehir Hanım’ın her gece 24:00’da televizyonda ” Art Attack” diye bir programı var. Onu seyretmeden uyumuyor. Yani uyuması 01:00 veya daha geç oluyor. Ehhhh sabahları da 11:00 den önce uyanmıyor. Tabii bunlar hiç örnek davranışlar değil 🙁 🙂 ama ne demiştik tatil oyunmuş, tatil özgürlükmüş. Ehh biz de özgür bıraktık böyle oldu. Bakalım nasıl düzene gireceğiz.
Okul zamanı bizim evimizde bildiğiniz gibi “Saat On, yatağa kon” kuralımız var. Tabii diş fırçala, kitap oku, biraz yatakta hikaye anlatalım filan derken her zaman olmuyor ama kural var mı var. Sabahları da saat 07:00 da saat çalmaya başlıyor ve yalvar, yakar uyanmamız 07:20 yi filan buluyor.Bebekken yüzünde gülücükler açarak uyanan Nehir Hanım şu sıralar sabahları hiç çekilmiyor. Bir öfke, bir sinir, bir afra, bir tafra. İnsan biraz bozuluyor. Sen aklına gelen en güzel kelimelerle, ” balım, kaymağım uykulardan mı uyanmış? Hadi bakalım günaydınnnn, günler aydıııınnnn” filan derken, bir anda “seni uyku hırsızı, hep uykumu çalıyorsun, bıktım , bıktım” filan diye bir cevap gelince, saçlar diken, diken olabiliyor…
Bir de anneannesiyle her sabah yaşadığı diyalog var. ” Kızım, bu çantanın içinde ne var böyle. Boşalt şu çantanı, sadece lazımlıları getir eve. Yazık değil mi sana. Küp gibi taşıyorsun bunları. Belin ağrır, sonra”
” Üff anneanne, onların hepsi bana lazım oluyor.”
Daha, Nehir’in bir kere test kitapları hariç, çantanın içindeki diğer kitapları çıkarıp da baktığını görmedik ya, hepsi nasıl lazım oluyor bilemiyoruz. Çocuğun ruhunda hamallık var. Ya da o kadar üşengeç ki çantasını boşaltmaya üşeniyor da olabilir !!!
Bir de sabahları çiçek gibi okula gidip, ay çiçeği gibi açılıp, saçılıp dönüş var 🙂 Öğlen yemek menüsü tshirt’ün üzerinde 🙂 Üff kızım daha sabah tertemiz giydin vıdı vıdı vıdı vıdıvıdııı…

Neyse, bunların hepsi işin tuzu, biberi. Öğretmenlerimizi ve arkadaşlarımızı o kadar çok özledik ki… Burnumuzda tütüyorlar…

sevgiler

idilob

Mini Mini Minnacık Bir İnsan

MİNİ MİNİ MİNNACIK BİR İNSAN
Evde uzun zamandır yürüyen mini mini minnacık bir insan var.

Yürürken de sağında solunda olan her şeyi ama istisnasız her şeyi deviren biri,

Çekmeceleri açan içindekileri “tek tek” boşaltan sonra da onların üstene itinayla basan biri,

Benim çekmecelerimi “tek tek” hiç üşenmeden oturma odasına taşıyan biri, ( Allahtan babasına götürüyor)

Parfümleri, deodorantları, kremleri birkaç gün sonra bulabildiğimiz yerlere saklayan biri,

Mutfak dolaplarında ki yağları, süzgeçleri… vb salona taşıyan biri,

Resimlerimizi yırtan biri,

Tükenmez kalemle bej rengi göz nuru köşe takımımı acımadan defalarca hem de bastıra bastıra çizen biri,

Streç folyo, yağlı kâğıt ve alüminyum folyo ‘yu rulolarından çıkaran ve arap saçına çevirip ziyan eden biri,

En sevdiğim kahve fincan altlarını gözümün içine bak baka yere atan biri, ( ama kendi gözlerini sıkıca kapatıyor )

Televizyon kumandasının hangi tuş olduğunuz bir türlü çözemediğimiz tuşuna basıp televizyonu bozan biri,

PS3 Konsolunu sürekli açan biri hatta onu bozabilen biri,

Telefonlarımızı yere 1500 defa atan biri,

Laptop tuşlarına tüm gücüyle bastıran biri,

Masada ki meyveleri parça parça kopartıp yiyen ve koparttığı parçaları yere atan biri,

…..

“O” minik insan benim meleğim, aşk kızım “Doğa’m”

Doğa’ya sadece ve sadece “anneciğim ama ne yapıyorsun dediğimde hemen dudaklarını büzer, gözleri dolar ve içli içli ağlamaya başlar.

Evimizi talan eden mini mini minnacık insanımın asla laf işitmeye tahammülü yok…
Eyvah eyvah!!!

Doğanın Maması
Suat Özcan