Kuş Kurabiye

Malzemeler:

1 paket margarin ( oda ısısında yumuşamış)
1 yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
1 çay bardağı yoğurt
1 paket vanilya
1 çay kaşığı kabartma tozu
3-3. 5 su bardağı un (ekleme azaltma yapılabilir)
Gözleri için;
Boncuk şeklinde çikolata
Damla çikolata
Çörek otu vs. kullanılabilir

Hazırlanışı:
Yoğurma kabına margarini, pudra şekerini, yumurtayı, yoğurdu, vanilyayı, kabartma tozunu alalım karıştıralım.
Kontrollü bir şekilde un ekleyerek yumuşak bir hamur elde edelim.
Hamurdan mandalina büyüklüğünde parçalar kopartıp elimizle rulo şeklinde uzatalım.
İp bağlar gibi hamuru bağlayalım kuşa benzeyecek☺️
Yukarıda kalan kısmı başı olacak altta kalan kısmı kuyruk olacak.
Altta kalan kuyruk kısmını parmağımızla bastırıp bıçakla üç çizik atalım.
Gözlerini koyalım yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizip önceden ısıtılmış 190 derece fırında hafif pembeleşene kadar pişirelim.
Yapması çok eğlenceli, yemesi çok keyifli bir tarif deneyecek olanların şimdiden ellerine sağlık
Afiyet olsun. Bu nefis kuş kurabiyeyi esinleharikalezzetler’e teşekkürler.

www.youtube.com/watch?v=vZAML5LmUoA

Haftanın Kitap Önerisi – Tepetaklak Ailesi

Tepetaklak Ailesi

Hepimiz bazen gündelik rutinimizden, aynı saatte kalkıp, yatmaktan sıkılıyoruz. Söz konusu çocuklar olunca onların “şikayet” edecekleri şeylerin listesi de uzuyor. “Yatmadan önce pijama giymek zorunda mıyım?”, “Biraz daha geç yatsam!”, “Sabah bu kadar erken okula gitmesek!”, “Benim üzerimdeki iyi, sokağa böyle de çıkabilirim” itirazları size de tanıdık geliyorsa, çocuklarınızı Tepetaklak Ailesi ile tanıştırmanın zamanı gelmiş demek ki!
tepetaklak-ailesi1
Bu ailenin her şeyi ters; gece yarısı uyanıyor, dışarı çıkarken pijamalarını giyiyor, gün sonunda kahvaltı ediyorlar. Yemeklerini elleriyle yediklerini söylemeye gerek yok, zira çatallarını saçlarını taramak için kullanıyorlar. Eve giren hırsızın bile ailenin halini görünce şaşkınlıktan küçük dilini yuttuğunu söyleyelim de gerisini siz düşünün. Unutmadan ekleyeyim, bu ailede çocuklar anne babalarını okula bırakıyor ve onlar çıkana değin bekliyor. Parkta salıncakta sallanan anne babalar oluyor, onlara göz kulak olan da çocukları!

Onların bu “normal” yaşamlarındaki en büyük şaşkınlık, bir akşam komşularının, küçük kızları Lucy’ye göz kulak olmalarını rica etmesiyle yaşanır! Komşuları Bayan Plum’ın evinde her şey terstir. Onlar da kollarını sıvayarak her şeyi “olması gereken” hale getirirler. Kendilerine göre tabii!
tepetaklak-ailesi-2
Hem farklı yaşam tarzları ve alışkanlıklarına hem de “normal” bildiğimiz konulara dair küçük büyük herkesi düşündüren –ve elbette güldüren- bu aile, aslında çocukların yakından tanıdığını düşündüğüm Felaket Henry’nin kuzenleri sayılır. Çünkü onlar da Francesca Simon’un kaleminden çıkmış. Tam yeri gelmişken biraz da ondan bahsedelim. Simon, Missouri’de doğmuş, Yale ve Oxford üniversitelerinden ortaçağ eğitimi almış. Sunday Times, Guardian, Telegraph, Mail on Sunday, Vogue gibi gazete ve dergilerde serbest gazeteci olarak çalışmış. 1989′dan itibaren tüm zamanını çocuk kitapları yazmaya ayıran Simon’un kaleme aldığı kitap sayısı elliyi geçiyor. Simon 2008′de Felaket Henry ve Karadamı Yeti ile Galaxy British Book Awards En İyi Çocuk Kitabı Ödülü’nün de sahibi olmuş.

Simon’un yazdıklarına Emily Bolam’ın resimleri eşlik ediyor. Bahar Siber’in Türkçeye çevirdiği kitap, İletişim Yayınları tarafından çocuklara ulaştırılıyor. Tepetaklak Ailesi ile tanışmaya hazırsanız, soluğu bir kitapçıda almanızı öneririz…

Yazar Çocuk – Gerçekleşen Hayallerim

Eveeeeeetttt! Yazar Çocuk Projemiz için Masallar gelmeye başladı ve ben her geçen gün daha da mutlu oluyorum. Bu haftaki masalımız 12 yaşındaki Azra Sözmen’in kaleminden. Keyifli okumalar.

Not: Meslek seçimi ve sınavların çocuklar üzerinde yarattığı stres 🙁

Gerçekleşen Hayallerim

Bir zamanlar 6. sınıf talebesi olan Azra adında bir kız varmış. Bu kız okulunu, öğretmenlerini ve arkadaşlarını çok severmiş. Bütün öğretmenleri de Azra’yı severmiş, onunla gurur duyarlarmış. Çünkü Azra’nın öyle bir kişiliği varmış ki bakanlar tekrar dönüp, bakarlarmış. Çok neşeli, nezaketli, kibar, sorumluluklarını bilen bir kızmış. Bu kızın bir de hayali varmış. Bu hayali gerçekleştirmek için elinden gelenin en iyisini yapacağına dair kendine söz vermiş. Hayali de çok ünlü bir “OYUNCU” olmakmış.

Azra bu isteğini ailesi ile paylaşmış. Ailesi de kızını ve oğlunu çok sevdikleri, değer verdikleri için her zaman onların istediklerini yerine getirmeye çalışırlarmış. Ama tabii ki çocuklar da bunu bilip, şımarmamışlar aksine ailelerine ellerinden geldikçe yardımcı olmaya çalışıyorlarmış. Annesi ve babası Azra’nın bu isteğini gerçekleştirmek için bir sürü yerlere başvurmuşlar, aramışlar ve sonunda bir Tiyatro Kursu bulmuşlar. Azra, bunu duyunca çok sevinmiş. Ailesine çok teşekkür etmiş. Ve bir bakmış ki aradan bir yıl geçmiş ve Azra 7. sınıf talebesi olmuş. Bir sene sonra onun için çok önemli olan sınavlara girecekmiş. Bunun için çok korkuyormuş, ya başarılı olamazsam diye kendini strese sokuyormuş.
Okumaya devam et “Yazar Çocuk – Gerçekleşen Hayallerim”

Bilmek mi? Hissetmek mi?

Bilmek mi ?Hissetmek mi?

Bir birey olarak okuma yazma öğrendiğimiz ilk andan itibaren bize öğretilen ilk olgu hiç şüphesiz bilginin yaşamımız üzerindeki hayati derecedeki önemidir. Bu şartlanma psikolojisi ta ki kişinin bu dünyaya geliş misyonunu ,yaşam amacını ve içindeki derin soruların yanıtını aramasına kadar tartışılmaz bile..Kişi bu zamana kadar sorgusuzca ve derinleşmeyen, bilginin ardındaki duyguları hissetmeden sadece kimliğin ihtiyacı olan etiketi haketmek adına öğrenmeyi seçer.Hedefinde hep bir adım sonrası vardır. Ya bir üst sınıfa geçecektir,ya mezun olup meslek sahibi olacaktır,ya toplumda daha saygın bir kitleye mensup olacaktır,ya da işin sonunda zengin olacaktır.
Yaşam amacını bu şekilde planlayan kişiler hiç şüphesiz bu hedeflerine yüzde yüz sahip olurlar.Çünkü insan enerjisini neye odaklarsa enerji oraya akar.Bu evrensel bir kuraldır.Hiç ama hiç sekmez.
İşin enteresan tarafı bu kadar hedefi gerçeklerştiren ama bi o kadar da mutsuz ve içindeki boşluğu tarif edemeyen milyonlarca insan var.Bu kişiler ilginç bir şekilde otuzlu yaşların ortalarından sonra ani bir kararla ya uzmanlık eğitimini aldığı işlerinden yada sosyal çevrelerinden yavaş yavaş kendilerini çekmeye başlıyorlar.Sanki farklı bir limana gitmeye karar veren gemi gibi o ortamdan uzaklaşmaya çalışıyorlar çünkü; artık yaşadıkları hayat onların iç dünyalarına hitap etmiyor.Her şey tam da bu noktada kendini gösteriyor.Kişi değişme sürecine giriyor.Öze dönme çabası, içten gelen o mutluluk duygusunu hissedemediğinde devreye giriyor.Onca bilgi,onca akademik öğrenimler, onca zaman bu mutsuzluk için mi diye hayıflanmalar, aslında gerçeğin başlangıcı oluyor..Bütün her şey sonunda aslına ulaşmaya çalışıyor..

Bizler zamanı daha bol kepçeden kullanan nesiller olarak bu deneyimleri yaşamak için uzun süreçler geçirdik.Fakat geleceğin inşasında aktif rol alacak çocuklarımızın zaman kavramı bizim gibi değil.Zaman daha hızlı akıyor ve değişim daha büyük performansta oluyor.Hiç şüphesiz onlar birçok şeyi bilerek geliyorlar fakat ebeveynleri olarak onlara iyi bir gelecek sağlamanın temeli, kendilerini kalpleri kanalıyla tanıtabilmemizdir..Olayları yaşarken kendilerinin ve karşıdaki kişinin ne bildiğine ilave olarak bilginin ardındaki duyguları,ve empatik bakış açılarını da fark ettirebilirsek gelecek adına attığımız temel çok daha sağlam olacaktır..Gelecek nesiller kendilerini ne kadar erken tanırlarsa dünya aleminin de bilgisel ve ruhsal gelişimi de bir o kadar hızlı olacaktır..
Her bireyin her yaşında, doğru yerde, doğru zamanda, doğru işi yaptığı bir dünya da yaşaması dileğiyle…

Sevgiler,

Nur Üçgün

Peeeeessssss!

Veeee beklenen hafta sonu geldi. İnanamıyorum okulun ilk haftası geçti, bitti bile. Yine çok hızlı oldu.

Nehir’in yarattığı şaşkınlık furyasında dur yoook, durak yooookkkk.
Bir arkadaşım, bunlar analarının karnından ilk okul mezunu doğuyorlar diyordu ama bence bunlar teknoloji master’larını bile yapmışlar!!! Şimdi dün akşam yemeği esnasında sofradaki konuşmalar;

– Babacığım bugün arkadaşlarıma öyle bir sohbet ettik ki, çok güzeldi.
– Hadi ya… Neler konuştunuz?
Solucan deliğinden girdik, paralel evrenden çıktık. Uzaylılardan girdik, kara delikten çıktık.
– Dumur – Dumur- Dumur

PEEEESSSSSSSSSS!!!!!

Zamane çocukları bizi daha ne kadar şaşırtacaklar 🙂

Herkese iyi hafta sonları.

idilob