Noel Baba Şapkası

Noel Baba Şapkası

Yılbaşı akşamı için; hafif, kolay, eğlenceli, lezzetli bir tarif arayanlar lütfen buraya.

İhtiyacımız sadece kakaolu kek, çilek, biraz da krema…

Görüntünün yanında, lezzete de çok önem verdiğimden kekin lezzetli bir reçeteden olması gerektiğine inanıyorum. Çok tarifim var ama zamanım yok diyenler, özellikle çalışan anneler için pratik yolu önereceğim bu sefer. Üstelik bunu çocuklarınızla yapıp gününüzü daha da keyifli hale getirebilirsiniz.

Ben Dr.Oetker’in Çikolatalı Turtasından yapıyorum keki.. İlave olarak, hamurun içine sadece portakal kabuğu rendesi ekliyorum. Kek ve krem şanti arasına da çok çabuk hazırlanabilen Dr.Oetker Creme Ole’yi ekliyorum. Çikolatalı turta nemli olduğu için, lezzeti muhteşem oluyor. Siz istediğiniz bir kakaolu kek ile veya taban pasta ile yapabilirsiniz. Tek tavsiyem, böyle bir tercih yaptığınızda, lezzetli ve nemli pasta elde etmek için kekinizi mutlaka likör, meyve suyu vs. ile ıslatmanız olacaktır.

Kesmek için likör bardağı kullandım. Neyle keserseniz kesin, buradaki amaç kek çaplarının çileklerin boyunda olması. Kesmeden önce kekinizin soğumuş olması önemli bir detay…

MALZEMELER

* 1 Paket Dr.Oetker Çikolatalı Turta ( içindeki malzemelere ilave olarak tercihen bir portakalın kabuğu rendesi ) veya kakaolu taban pasta

* 1 poşet kremşanti ( bunun için 1 su bardağı soğuk süt kullanacaksınız )

* 1 paket Dr.Oetker Çikolatalı Creme Ole ( bunun için daha katı kıvamlı olması için 2 su bardağı süt kullanın, üzerinde daha fazla yazar )

* Çilek

( Markette kolaylıkla bulabilmeniz için fotoğrafını da ekliyorum.. )

HAZIRLANIŞI

Çikolatalı turtanızı üzerindeki tarife göre hazırlayın. Soğutun. Taban pasta kullanacaksanız, tek katı yeterli olacaktır. İyice nemlenmesi için likör, meyve suyu vs. ile ıslatın. Kremşantinizi ve Creme Ole’nizi de hazırlayın ve buzdolabında biraz soğutun. Çileklerinizi yıkayın, kurulayın ve baş kısımlarını kesin.Daha sonra soğumuş olan kekinizi, çileklerin boyutlarını baz alacağınız bir kalıp yardımıyla kesin. Yukarıda bahsettiğim gibi ben likör bardağı kullandım. Kalıptan çıkarırken, kek ıslak olduğu için zorlanabilirsiniz. İnce uçlu bir bıçak yardımıyla, nazikçe kenarlarından çekerseniz zedelemeden çıkarabilirsiniz.

Okumaya devam et “Noel Baba Şapkası”

Hazır Yufkadan Midye Böreği

HAZIR YUFKADAN MİDYE BÖREĞİ

Bu paylaşım, tariften ziyade bir börek katlama şekli olacak…

Hazır yufkadan midye ( mekik diye de geçiyor ) böreği yapmak son zamanlarda hanımların favorisi. Detaylı fotoğraflardan tüm aşamalarını görerek rahatlıkla yapabileceğinize inanıyorum. Sarın ve atın buzluğa. Emin olun, özellikle çalışan hanımlar için hayat kurtarıcı olmasının yanında, şıklığıyla gönülleri fetheden bir börek bu.

Malzeme listesi vermiyorum. Elinizde kaç yufkanız varsa, evinizde ne iç malzeme bulunuyorsa hepsinden olur. Peynirli iç kullanacaklar için, yanlardan çıkmaması  ve formunun kötü görünmemesi açısından çok erimeyen bir cinsle yapmalarını öneriyorum. Hazır yufka böreklerinde her zamanki tavsiyemi yinelemek isterim ki, o da illaki mahalle yufkacısından yufka almak. Paket yufkalar sert ve nispeten daha kalın olduğundan istediğiniz lezzeti ve randımanı elde etmeniz ne yazık ki mümkün olmuyor. Küçük esnafı destekleyelim ve lütfen yufkalarımızı onlardan alalım 🙂

HAZIRLANIŞI :

Yufkalarımızı artı şeklinde keserek, 4 eşit parçaya ayırıyoruz. Temiz tezgahımıza, sivri uç altta kalacak şekilde tek kat olarak yayıyoruz. Üzerine sıvıyağ+su+süt veya sıvı yağ+su karışımı sürüyoruz. Fotoğrafta görüldüğü gibi, olabildiğince minik kıvrımlar ve katlamalarla alttaki sivri uçtan  başlayarak yukarıya doğru büzmeye başlıyoruz.

Okumaya devam et “Hazır Yufkadan Midye Böreği”

“Ülkem” için Yeni Yıl Dileğim!

Yeni yılda ailemiz ve tüm sevdiklerimizin yanı sıra gelin bu yıl ” Ülkemiz” için de birlik,beraberlik, huzur ve refah dileyelim. Ben nasıl mı diledim???

Bir yıl daha yaşam takvimimizden eksilmeye yüz tuttu.Günlerdir gerek ülkemde gerek dünyada milyonlarca insan büyük bir şaşkınlık içinde tüm yaşanan olaylar karşısında ne diyeceğini bilemeden öylece kalakaldı.

Olan her bir olayda yaşanan her bir acıda,gönüllerin kabuk tutmuş yaraları bir kez daha kanadı ve kapanması zor izler bıraktı.

Bize hediye edilen bu hayatı hakkını vererek yaşamak isteği bile suçluluk hissi yaratır oldu.Boğazlar düğümlendi kelimeler tükendi.Her geçen gün umutlarımız yüreklere düşen kor alevlerle yandı…

Peki biz ne yaptık da bu kadar acıyı yaşamak bize sınav oldu.Zihnimde hep bu sorunun cevabını arıyorum!Onu suçluyorum bunu suçluyorum.Aklım hep başkalarını suçluyor.Sonra bir bakıyorum; eee ben neredeyim tüm bu olanlar olurken? En büyük sebebi es geçiveriyorum. Bu kadar merhamet etmeyi unutmuşken,olmayanın yanında gözüne soka soka havamı atmışken,en iyisini hep kendim için istemişken aman bana bir şey olmasın da gerisi yalan demişken, nasıl olur da yeni bir yıl bana güzellikler getirir.

Ben hep toplumların da ruhları olduğuna inandım ve ülkesel olarak yaşadığımız her zorluğun ektiğimiz tohumların dikenleri olduğunu hissettim. Son yıllarda her şeyi öyle hoyratça tükettik ki! Şimdi en sevdiğimiz evlatlarımızı, askerlerimizi, insanımızı ve sevgimizi aynı hız da kaybediyoruz.O ektiğimiz dikenler kalbimizi dağlıyor adeta.

Şimdi en büyük sorun şu bence! Tüm bu olanlar nasıl geçecek!!! Bizler tarih sahnesi boyunca onca savaşlar, onca kayıplar yaşamış bir ülke olarak bu yokluk sınavlarından hep alnımızın akıyla çıktık. O dönemde yaşamış ruhların özelliklerine baktığımızda aslında çıkış yolunun bu olduğunu anlamak hiç de zor değil.

Sadece bütün olmayı istemek, bunun için almaktan önce vermeyi bilmek ve koşulsuz sevebilmek ülkemizin ihtiyaç duyduğu en büyük güç…

Birey olarak kendimizi diğerinden ayrı gördüğümüz gizli de olsa içimizde herhangi bir öfke ve kin olması işte bu ihtiyaç duyduğumuz bütünlük zincirinin halkasını koparmakta.Sonuçta birimiz hepimiz hepimiz birimiz için yasası her koşulda işlemekte.

Ben yeni yılda yurdum için ihtiyaç gördüğüm her değeri önce kendimde yaşamaya ve yaşatmaya niyet ettim. Suya atılan bir taşın etrafa yaydığı halkalar gibi bunun tüm dünyaya yayılması için tüm kalbimle dualar ettim.Umarım kainatın en şerefli yaratılmışı olma görevini tüm insanlık başarıyla tamamlar ve herkes sadece sevgi olur…

Sevgi dolu nice yıllar geçirmeniz dileğiyle,

Nur Üçgün

Yazar çocuk – Sevginin Büyüsü

Küçük yazarlarımız bizleri şaşırtacak eserler göndermeye devam ediyor.

İçinde kötülük, cadı, ölüm vs. vs. barındırmayan, çocuklarımıza uyumadan önce rahatça okuyabileceğimiz ve yine sevgili çocukların yazdığı masallar serimiz bu kez Derin Doğan’ın bu güzel hikayesiyle devam etsin o zaman….

Bu kez çocuklar yazıyor, büyükler okuyor. 

SEVGİNİN BÜYÜSÜ

Anne denilen meleğin sesiyle açılan gözler,  bende yetimhanenin yıllarca onarılmayan zil sesiyle açılırdı. Her gün yatağımdan kalkar, kardeşimi de uyandırırdım. Her zaman olduğu gibi en güzel kıyafetlerimi giyerdim. Kardeşim küçük olduğu için kıyafetlerini kirletir, benimkileri isterdi. Ben de ablalık duygusuyla verirdim.

Öğlene doğru, belli bir sırada yerimize geçerdik ve yakınlarına, göstermelik merhamet duygularını paylaşmak isteyenlerin fotoğraflarımızı çekmesini beklerdik.  Bulunduğumuz sıranın yanında durup fotoğraf çektirmeyi isteyen o kadar çok insan vardı ki, bunlar genellikle kedi köpeklerinin doğum günlerini kutlayıp fotoğraflarını sosyal medyada paylaşanlardı. Eğer bu insanlar yetimhanedeki çocukların doğrum günlerini kutlasalardı orası yetimhane değil yuva olurdu.

Bir gün yetimhaneye elinde kıyafetli bir köpeği olan süslü bir kadın girdi. Bize bakıyordu. Kardeşimle ikimiz birbirimize sarıldık. Fakat kardeş olduğumuzu görünce yüzünü ekşitti ve yanımızdan ayrıldı.
Günün ilerleyen saatlerinde geniş ayaklarında parlak ayakkabıları, uzun kalın bacaklarında özenle ütülenmiş keten pantolonu ve kar beyazı bir gömleği olan iri gövdeli bir adam girdi içeri. Herkese teker teker baktı ve eliyle bizi işaret etmişti. Biz hala kardeşimle sarılmış durumdaydık. Adam görevlilere bir şeyler fısıldadı, sonra bir kağıda bir şeyler yazdı. Bize dönerek şöyle dedi: “Hayatıma hoşgeldiniz çocuklarım.”  Bizi arabasına bindirip evine götürdü. Kapının önünde küçük bir köpek kulübesi vardı. Eve girerken havlamalarıyla bizi karşıladı. Hayatımızda hiç bu kadar büyük bir ev görmemiştik. Ama bizi asıl şaşırtan babamızın bize hazırladığı sürprizdi.
Kapıya yaklaştığımızda kapı kendiliğinden açıldı, kapıda çok güzel bir kadın belirdi. Annemiz çok güzel olduğu için çok sevinmiştik. Birden bire bu güzel kadın kenara çekildi ve babamızın sözleriyle irkildik. “Çocuklar, işte sürprizim.”dedi. Tekerlekli sandalyede oturan bir kadın bize yaklaştı, kardeşim hiç duraksamadan kadının boynuna sarıldı. Ben ise donakalmıştım.  Yüzüne düşen kahverengi saçlarını zarif beyaz elleriyle kenara çektiğinde, bulut mavisi gözlerindeki mutluluk göz yaşlarını görmemek mümkün değildi. Tişörtüme dökülen göz yaşlarımla irkildim. Kollarını açıp “Gel tatlım.” dediğinde uçarak boynuna sarıldım. İşte o gün anne kavramının ne demek olduğunu anladım ve her gün bu sesle uyanmak istediğimi fark ettim.

Bugün ilk karşılaşmamızın üzerinden tam on altı yıl geçti ve biz bugünü hepimiz için özel bir gün olarak kutluyoruz. Çünkü birbirimize duyduğumuz sevgi hepimizin hayatında bir sihir yarattı.  Annem uzun zamandır mahkum olduğu tekerlekli sandalyesinden kurtuldu.

Eskiden gerçek anne ve babamı çok merak ederdim. Fakat şimdi kalp bağının, kan bağından çok daha değerli olduğunu anladım. Bunu, bana koşulsuz sevgi vererek öğreten anne ve babama sonsuz sevgi duyuyorum.
Eğer biricik ailem olmasaydı ben de bu cesareti gösterip aynı yetimhaneden bir çocuk alıp kendimin ve başka bir çocuğun hayatına sihirli bir dokunuş yapamazdım.
Bu hikaye kendi sihrini yaratanlara adanmıştır.
Derin DOĞAN / 5-D