Aslında Herkes Bir Dahidir!

Aslında Herkes Bir Dahidir!

Bugün içimden çocuklarımızın meslek seçimleri konusunda bazen bilinçli olarak bazen de hiç bir olumsuz söz söylemediğimiz halde, bakışlarımızla, gözlerimizle, mimik ve yüz ifadelerimizle yaptığımız enerjisel baskı hakkında yazmak geldi.

Her çocuğun yetenekleri farklı. Herkes doktor, mühendis, mimar olmak zorunda değil. Kaldı ki her doktor çok para kazanacak veya her mühendis, mimar da zengin olacak diye bir koşul yok.

Önemli olan çocuğumuz ne iş yaparsa yapsın işinde en iyisi olabilsin. Hiç bir işi; sırf  yapmış olmak için veya anne, babasını memnun etmek için yapmamalı. Sevdiği işi yaptığı zaman zaten o iş ona bir külfet, bir yük olarak gelmeyeceği için, işini yaparken keyif alacağından hem mutlu olacak, hem de başarı kendiliğinden gelecektir.

Nice insanlar biliyoruz gönlünde müzisyen olmak yatan, hatta kan görmeye dayanamadığı halde aile baskısı ile doktor olmuş ve şu anda eziyet çekerek işini yapmaya çalışan… Gönlünde arkeolog olma isteği varken subay olmuş insanlar, öğretmen olmak isterken polis olmuş kişiler….. Liste uzar gider…

Müzisyen olmak, ressam olmak, öğretmen olmak, dansçı olmak… Bunlar da harika meslekler. Bir İdil Biret, bir Fazıl Say, bir Tan Sağtürk daha kimler kimler… Hepsi son derece prestij sahibi, başarılara imza attılar.

Albert Einstein ne demiş.

“Aslında herkes bir dahidir… Ama siz kalkıp,  bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.”

Lütfen çocuklarımıza, kendi isteklerimiz yada isteyip de olamadıklarımızı yani kendi hayallerimizi gerçekleştirmeleri konusunda baskı yapmayalım. Çocuğumuzun yeteneği ne ise, o konuda yüreklendirelim, eğitim almasına yardımcı olalım. Her şey gibi herkes de ait olduğu yerde hayat bulur.

Sevgiler

idilob

Haydi Çocuklar Doğaya

Haydi Çocuklar Doğaya

Evimizin küçük bir bahçesi var ve hafta sonumuzu bu bahçeye çiçek ekerek, toprakla oynayarak geçirdik. Nehir toprakla oynadığı zaman, toprağın içinden çıkan solucanı eline alıp, anne bak bu ” Bay Solucan” diye ona isim koyduğu zaman o kadar mutlu oluyorum ki. Neden mi? İşte bu yüzden;

Sabahtan akşama kadar biri bizi eve çağırana kadar kaygısızca, dertsiz, tasasız sokakta oynayan çocuklardık. Mutlu Çocuklar! Sokaktan eve bir gelirdim, elim, yüzüm pislik içinde. Annem bağırırdı ” İyice sokak çocuğu oldun sen!!!Şu elini, yüzünü bir yıka, pislik içindesin ”
Okumaya devam et “Haydi Çocuklar Doğaya”

Neşeli Aile Blogunuzun Penceresinden Size El Sallıyoruz, İçeri Gelsenize!

Neşeli Aile Blogunuzun Penceresinden Size El Sallıyoruz, İçeri Gelsenize!

Yüzlerce blog var orada, evet, siz de bunların onlarcasını takip ediyorsunuz belki de. Ama bu blog farklı. Peki, neden farklı? Laf olsun diye mi? Yoksa gerçekten bir şeyler var mı burada size farklı hissettirecek? Onca takipçisini bu bloga sürekli geri getiren şeyler neler?
Evet, biz farklı olması için uğraşmadık aslında ama idilob.com insanlara sunduğu atmosferiyle gerçekten özel bir fark yarattı galiba. Çünkü bu blog neşeli, samimi, keyifli… ve:
Bu blog size bir şeyler öğretmeye çalışmıyor.
Online dünyada bilge laflarla canınızı sıkmak için değil, aksine webdeki ‘sıkılmışlığınıza’ bir çare olmak için yer alıyor.
İdilob.com’u bir aile blogu olarak konumlandırdım. Yani siz de bir anne ya da baba olabilirsiniz. Liseli veya üniversiteli bir öğrenci de olabilirsiniz. Burada kendinizle ilgili bir şeyler bulacaksınız.
Çünkü biz her telden yazıyoruz; sohbet ediyoruz, yazarken okuyup eğleniyor, iyi vakit geçiriyoruz. Kendi günlük keyif gazetemizi basıyoruz adeta, hep birlikte.

Okumaya devam et “Neşeli Aile Blogunuzun Penceresinden Size El Sallıyoruz, İçeri Gelsenize!”

Sanal Yönetmenlik

Sanal Yönetmenlik

Teknoloji, artık yaşamlarımızın vazgeçilmezi oldu.Çok değil 10-15 yıl öncesini şöyle bir düşündüğümüzde nerelerden nelere geldik diye hayretler içinde kaldığımız bir seviyeye ulaştı.Bundan 10-15 yıl sonrasını hayal etmek bile korkutucu. En azından kendi adıma… 🙂

Tabii bu hızlı ilerlemenin ürkütücülüğünün yanı sıra hoş tarafları da saymakla bitmez hani.İnsanların ve tüm dünyanın faydasına yapılan her şey başımızın tacıdır.Teknoloji söz konusu olunca aklımıza ilk önce “sosyal medya” geliyor. Eee doğal olarak! Biz teknolojinin insanlara ulaşmak ve iletişim kurmak tarafıyla ilgilenirken her an yeni bir keşfe ve gelişime imza atılıyor..

Son zamanlardaki yazılarımda hep saygı,hoşgörü ve sevgiden bahsettim.Tam da üstüne bir olay yaşayınca yazdıklarımı kendim ne kadar yaşıyorum diye sorguladım.Hep bahsettiğim o sevgi boyutunu, ne kadar yansıtıyorum diye düşündüm ve yaşadığım bir olayı paylaşmak istedim.

Geçen hafta sonu ailecek arabada giderken oğlum bana eve gidince bilgisayarda işi olduğunu söyledi. Ben de :
– Okul ödevi mi? diye sorunca ,
-Hayır! dedi..İlla ki okul için mi iş olabilir? Sen tabi ki oyun oynayacağım sandığın için hemen kızıyorsun bana dedi.

Ben yok yanlış anladın oğlum dediysem de pek inandırmayı başaramadım.Çok kötü hissettim ve kısa bir sessizlikten sonra kendisini ifade etmesine izin vermeden konuştuğum hissine kapıldığı için oğlumdan özür diledim.O da kibar bir şekilde tamam ben de biraz abarttım anne dedi ve olayı tatlıya bağladık. Normal şartlarda yolumuza devam edip bu konuyu kapatırdım fakat o hoşgörü kapısından sevgi evine girmek istedim. Bir adım attım ve oğluma bilgisayarda ne işi olduğunu merak ettiğimi söyledim. Daha doğrusu, onu heyecanlandıran bu işi merak etmiştim.Çünkü her zaman bana bahsetmezdi kafasındaki işlerden. Belli ki bu farklı bir işti…Sonra başladı anlatmaya.
Okumaya devam et “Sanal Yönetmenlik”

Mutlu Boşanmalar

Mutlu Boşanmalar

Evet, artık literatürde böyle bir kavram var. Mutlu boşanma!

Boşanmanın mutlusu mu olurmuş demeyin. Bazen oluyor. Bazen de olması gerekiyor.

Hiçbir çift ileride anlaşmazlıklar yaşamak, mutsuz olmak ve hatta ayrılmak için evlenmez. Herkesin geleceğe dair güzel ümitleri vardır. Ancak hayat her zaman planladığımız gibi gitmiyor ne yazık ki. Aynı evin içine girildiğinde, çocuk sahibi olunduğunda, maddi ya da manevi sıkıntılar baş gösterdiğinde evlilikler de yıpranıyor. İnsanlar da artık eskisi gibi ömür boyu mutsuzlukla boğuşmak yerine, her iki tarafı da daha fazla yıpratmadan ayrılma yoluna gidiyorlar.

Kötü örnekler ve istisnalar var elbette. Ancak son dönemlerde artan boşanma oranlarına ve boşanma biçimlerine bakıldığında bahsettiğim kısmın büyük bir çoğunluğu kapsadığını sizler de görüyorsunuzdur.

Medeni bir biçimde anlaşarak yollarını ayıran ancak hala aralarındaki arkadaşlık bağını zedelemeyen çiftler gün geçtikçe artıyor. Yaşanmışlıklarına saygı duyanlar ancak birlikte mutlu olamadıklarını fark eden bireyler, hele de çocukları da varsa bu şekilde kendi yollarına gidebiliyorlar.

Boşanmalardan şüphesiz ki en çok etkilenenler çocuklar. Onların bu süreçteki psikolojileri ve yaşayabileceği travmaları bilinçli bir şekilde yönetmek çok çok önemli.

Şunu asla unutmamalı; boşanan ve anlaşamayan sizlersiniz, bunda çocuklarınızın bir payı ya da bir suçu asla yok. Bu yüzden de o zorlu süreci en doğru şekilde atlatabilmek adına yaşanan problemler çocuğa mümkün olduğunca az yansıtılmalı.

Tabi ki işin ehli ya da uzmanı değilim. Ancak son zamanlarda yaşanan buna benzer ayrılıkları gözlemlediğim kadarıyla düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü bizler eşlerimizi seçebilir, uzun bir yol yürüyemeyeceğimizi anladığımızda ayrılma kararı alabilir ve yollarımıza iki ayrı birey olarak devam edebiliriz. Ancak çocuklarımız için her zaman birer anne ve babayız. Kendi mutsuzluklarımızı onlara yansıtarak psikolojik gelişimlerini etkilemeye, eşimize karşı duyduğumuz öfke ya da sinirle, onları karşı taraf aleyhine yönlendirmeye hakkımız yok.

Her çocuk gibi boşanan çiftlerin çocukları da anne ve baba sevgisini, onlara olan ihtiyacını karşılamakta sonuna kadar hak sahibidir. Aynı zamanda onları aynı anda görebilme hakkına da sahip olmalıdır. Tam da bu noktada bilinç oldukça artmış olacak ki, etrafımızda sıklıkla bu bahsettiğim “mutlu boşanma”ları görür olduk. Çiftler artık ayrı yollarda yürüse dahi, ortak yolları olan çocuklarını yalnız bırakmıyorlar ve onların yanında, ara sıra da olsa yan yana olmayı başarabiliyorlar. Zaten en doğrusu ve anne baba olmanın temeli de bu değil midir? 🙂

sevgiler

idilob