Bir Gün Dönümü Yazısı…

Bir Gün Dönümü Yazısı…

Bir döngüyü kapatıp yeni bir gün dönümüne başlıyoruz bugün..Yazdan sonbahara geçişi insan fark ediyor da bahardan yaza geçişi çok fark edemiyor.. Ben de yaşım ileriye doğru gittikçe bulunduğum an’ın ruhunu daha fark etmeye gayret eder oldum.Zaman usulca mevsimlerle ilerlerken bende kulağımı onların sohbetine çevirip yaşamın içinde olduğunu hissetmeye çalışıyorum.

Harika bir ramazan ayı geçirdik.Yaylaya kaçanların anlattığı hep imrendiğimiz, o tatlı esintili ,hafif yağmurlu ,insanı ferahlatan temiz hava ramazan boyunca oruç tutanlara çok iyi geldi çok şükür!

Bugün en uzun gün.Henüz yazı daha hissedemesek de yavaş yavaş günler kısalmaya, kış için hazırlık yapmaya başlayacak. Evrende her şey yavaş yavaş ilerliyor.Hep bir sonraya hazırlık aşaması usul usul sürüyor.Hiç sekmeden mükemmel bir şekilde bu düzen bize bir şeyler anlatıyor.Ben halâ insanoğlunun bu ahenkli düzene uyum sağlayamadığını düşünüyorum. Henüz o mertebeye gelemedik.Yaradılışımız aslında çok güçlü ama kendimize olan inancımız belki de yeterli değil. Ben kendi adıma böyle dönemleri izleyerek gözlemleyerek yaşamıma uygulamaya doğa ananın öğretisinden faydalanmaya çalışıyorum.

Bugün aynı zamanda Kadir gecesi.Kur’an ın indirilmeye başladığı gece.Bugünle birlikte gün dönümünün özel bir anlamı olmalı diye düşünüyorum.Kadir kelime anlamı olarak güçlü kuvvetli ve yıldızın parlaklık gücü anlamında kullanılır.Aynı zamanda yüce Allah’ın sıfatlarındandır. Böyle bir günde ,kendimizi olmamız gereken ruhsal seviyenin bir döngüsünde hissetmek, ileriye ve güzel olana, (zorlu bir sınavdan geçiyor olsak bile) sabırla devam etmek konusunda doğanın o muhteşem sükunetini yaşamımıza çekebilsek ne güzel olur değil mi ? İşte o zaman kadrimizin bilindiği gerçek manamızı yaşadığımız kişiler olarak bu dünyaya katkılarımızı sağlayabiliriz…

Ben bugün tüm insanlık için bu duygularla dua edeceğim.Sizlerde hem ruhunuzda hem yaşamınızda muhteşem döngüler yaşarsınız inşallah..Sevgiyle

Nur Üçgün

 

 

Şükretmek İçin Neden Çok Yeter ki Görmeyi Bil!

Şükretmek İçin Neden Çok. Yeter ki Görmeyi Bil!

Eğildim. Tam ayakkabı bağcığı mı bağlarken biraz zorlandığımı hissettim. Karın bölgem her zamankinden daha kalınlaşmıştı sanki. Zorlanarak doğruldum. Camdan yansıyan görüntümle hemen kendimi bir kez daha kontrol ettim. Evet ,kafamın içindeki ses şişmansın !Hiç de güzel durmuyor üstündeki kıyafet. Eskisi gibi değilsin !dedi. Oysa daha iki dakika önce kapımın önündeki petunyalarımı sularken ne kadar da içim neşeyle doluydu. İçimdeki coşku bir anda sönüvermişti niyeyse? Nereden çıktı şimdi bu ses?

Havaya baktım. Pırıl pırıldı. Kaç gündür kapalıydı. Nihayet güneş yüzünü gösterdi de içimiz açıldı biraz.
Yürümeye başladım. Yol kenarlarında açan papatyalar, gelincikler rengarenk süslemişti caddeyi. Sanki havaya çiçeklerin kokusu yayılmış da ben de bu kokuyu alabilecekmişim gibi derin bir nefes aldım. Olsun, koku gelmese de gözüm gönlüm açılmıştı. Durağa doğru yürürken tenime değen güneş gözlerimi çok rahatsız etmişti. Yürüdükçe sıcak daha bir etkili olmaya başlamıştı sanki. Herkes arabayla yanımdan hızlıca geçiyordu. Bense tabana kuvvet yürüyordum. Bir araban olsaydı böyle zorluk çekmezdin diye seslendi bana az önce şişmanladın diyen ses. Off! Sıcakta yürüdükçe çoğalıyor mu ne?

Yere bakarak yürürken birden durdum.O da ne? İki taşın arasından çıkan kıpkırmızı bir gelincik bana bakıp duruyor. Çömeldim. Seyrettim onu. İmkansızlığın ortasında nasıl çıkıvermişti böyle? Nasıl bir gayretti? Her şeye rağmen yoluna devam edip güneşin o sıcacık ışığına ulaşmak için var gücüyle gayret etmişti. Takdirlerimi sundum kendisine. Tebessüm ederek vedalaştım. O da esen rüzgârla sanki bana reverans yapar gibi boynunu eğiverdi.

Adımlarımı biraz daha hızlandırırken sırtımdan terlediğimi fark ettim. Esen rüzgârla tam serinlik hissederken hasta olacaksın işte !Hem yürüyorsun ,hem sıcak ,hem de esiyor. Kesin hasta olursun sen dedi zihnimdeki ses… Yine içim bir huzursuz oldu. Ya hasta olursam diye düşünürken karşıdan iki köpeğin yürüdüğünü fark ettim. Biri yürüdüğünde diğeri daha geride kalıyor ,öndeki arkadakini bekliyordu.Aralarında müthiş bir uyum vardı. Adımlarımı yavaşlatarak biraz gözlemledim dostluklarını. Bir tanesi karşıya geçmişken diğeri caddenin öbür tarafında kaldı. Arkadaşını orta refüjde bekledi ve onun da yanına gelmesiyle birlikte ikisi aynı anda karşıya geçti. Arkadaşlığın ve sadakatin kısa filmini de seyrettikten sonra bir de baktım ki durağa gelmişim. Alnımda ter var. Çantamda mendil ararken bir dolu şey elime geldi fakat bir türlü mendile ulaşamadım. Öflerken pöflerken nihayet buldum. Tam terimi silerken duraktaki bey ne kadar şanslı olduğumu söyledi. Neden ki? diye sorunca bana karşı kavşaktan dönen otobüsü gösterdi. Bir saattir bu otobüsü beklediğini ve benim durağa gelmemle otobüsün gelişinin aynı dakikalara denk gelmesininbüyük şans olduğunu söyledi. Egomun onca mutsuzluk veren anonslarına karşın mor petunyalarımla ,kırmızı cesur gelincikle ,sadık köpeklerle ve zamanlaması tam olan otobüsle her “an”da mutlu olmayı seçen ben klimalı ve boş olan bir araç bulabildiğim ve buraya kadar yürüyebildiğim için şükrettim…

Her “an”ınız için şükretmeyi hatırlamanız dileğimle,

Nur Üçgün

Başarı Hırsı ve Çocuklar

Başarı Hırsı ve Çocuklar

Küçüklükten beri bir şeyler öğrenmeye hep meraklı oldum.Annem beni sokağa çıkıp oyun oynamam konusunda ne zaman ikna etmeye çalışsa bir yolunu bulur evde kalırdım.Okul zamanı hiç dışarı çıkmayı sevmezdim.Ödevlerim ve sorumluluklarım benim ilk önceliklerimdi. Yaz tatilinde ise oyunun ve sokağın hakkını verirdim.
Karnem genelde çok güzel gelirdi.Bu konuda da en iyi notu alma takıntım vardı.Uzun yıllar kendi iç dünyamda bu mükemmeliyet algımla mücadele etmeye çalıştım. Halâ daha tam çözebilmiş sayılmam fakat ilerlemenin ve başarılı hissetme duygusunun gayret etmekle ve kendini tanımaya çalışmakla yakından alakalı olduğunu tecrübe ederek öğrendim.:))

Bu hafta sonu koca bir eğitim yılı bitti ve kızım Berilin de tıpkı benim çocukluğumdaki gibi oyunun ve sokağın hakkını vereceği bir tatile başladık.Dün Beril karnesini almasına rağmen eve suratı asık bir şekilde geldi.Ne olduğunu sorduğumda ortalamasının düşük kaldığını bu yüzden mutsuz olduğunu söyledi.Oysa ki takdir almıştı.Karneyi elime aldım ve bir de baktım ki not ortalaması 99,4! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.Hemen tebrik ettim ve niye böyle düşündüğünü harika bir karne olduğunu söyledim.O da bana birçok arkadaşının 100 ortalama aldığını o yüzden mutsuz olduğunu belirtti.Ben de bütün yıl nasıl çalışıp korktuğu matematikten bile 100 aldığını ve kişilere değil kendine odaklanması gerektiğini elimden geldiğince anlattım. Sarıldım ve kızımla gurur duyduğumu söyledim.

Bu yaşadığım olayı paylaşmak istedim ki maalesef çocuklarımızı yetiştirirken bazı şeyleri atlayabiliyoruz. Onları motive edelim derken istemeden yada farkında olmadan hırsın mutsuzluk getirecek yüzüyle karşılaştırabiliyoruz.Ben yıllarca bunu bizzat yaşamış bir kişi olarak kızımın böyle bir hisle büyümesini istemiyorum.

Sorumluluklarını yapsın fakat en iyi olma çabası içinde olmasın.Bu çok yorucu ve gereksiz.Herkes kendi olma yolunda ilerlesin.Bu durumda bizim tek yapmamız gereken şey koşulsuz her haliyle evlatlarımızı sevdiğimizi onlara hissettirmek ve sadece kendi yollarını takip etmeleri gerektiğini söylemek.Bunu duymak üzerlerindeki baskıyı mutlaka kaldıracaktır.Mutlu olan çocuk da ne olursa olsun üretir ve başarır.

Başarı üzerinde çok durulması gereken bir konu.Hırslı olmak da öyle…
Dengede olmadığı zaman ise bu iki kavram insanı çok mutsuz edebilir.Yaşamdaki her şey gibi azı karar çoğu zarar diyerek harika bir yaz tatili diliyorum tüm çocuklara..Diledikleri kadar oynadıkları çok mutlu geçirecekleri bir yaz olsun …

Sevgiyle,

Nur Üçgün

Sanal Yönetmenlik

Sanal Yönetmenlik

Teknoloji, artık yaşamlarımızın vazgeçilmezi oldu.Çok değil 10-15 yıl öncesini şöyle bir düşündüğümüzde nerelerden nelere geldik diye hayretler içinde kaldığımız bir seviyeye ulaştı.Bundan 10-15 yıl sonrasını hayal etmek bile korkutucu. En azından kendi adıma… 🙂

Tabii bu hızlı ilerlemenin ürkütücülüğünün yanı sıra hoş tarafları da saymakla bitmez hani.İnsanların ve tüm dünyanın faydasına yapılan her şey başımızın tacıdır.Teknoloji söz konusu olunca aklımıza ilk önce “sosyal medya” geliyor. Eee doğal olarak! Biz teknolojinin insanlara ulaşmak ve iletişim kurmak tarafıyla ilgilenirken her an yeni bir keşfe ve gelişime imza atılıyor..

Son zamanlardaki yazılarımda hep saygı,hoşgörü ve sevgiden bahsettim.Tam da üstüne bir olay yaşayınca yazdıklarımı kendim ne kadar yaşıyorum diye sorguladım.Hep bahsettiğim o sevgi boyutunu, ne kadar yansıtıyorum diye düşündüm ve yaşadığım bir olayı paylaşmak istedim.

Geçen hafta sonu ailecek arabada giderken oğlum bana eve gidince bilgisayarda işi olduğunu söyledi. Ben de :
– Okul ödevi mi? diye sorunca ,
-Hayır! dedi..İlla ki okul için mi iş olabilir? Sen tabi ki oyun oynayacağım sandığın için hemen kızıyorsun bana dedi.

Ben yok yanlış anladın oğlum dediysem de pek inandırmayı başaramadım.Çok kötü hissettim ve kısa bir sessizlikten sonra kendisini ifade etmesine izin vermeden konuştuğum hissine kapıldığı için oğlumdan özür diledim.O da kibar bir şekilde tamam ben de biraz abarttım anne dedi ve olayı tatlıya bağladık. Normal şartlarda yolumuza devam edip bu konuyu kapatırdım fakat o hoşgörü kapısından sevgi evine girmek istedim. Bir adım attım ve oğluma bilgisayarda ne işi olduğunu merak ettiğimi söyledim. Daha doğrusu, onu heyecanlandıran bu işi merak etmiştim.Çünkü her zaman bana bahsetmezdi kafasındaki işlerden. Belli ki bu farklı bir işti…Sonra başladı anlatmaya.
Okumaya devam et “Sanal Yönetmenlik”

Ruhumuzda Açılan Kapılar

İnsanı en çok geliştiren eylemin, aklını ve mantığını kullanarak düşünmek olduğuna inanırım hep! Ve sırf bu yüzden kendimle kalıp ,akıl terazimde olayları ve duygularımı ölçüp tarttığım ,kendime ayırdığım zaman dilimlerim vardır .

İşte yine böyle bir zamandan geçtim..Ne mutlu bana ki tüm hissettiklerimi paylaşabileceğim gönül dostlarım var ! Kelimelerle örülmüş köprülerde buluştuğum, edebiyatın o sihirli dünyasında ki manzaraları birlikte seyrettiğim, görünmez kahramanlarım var zaman tünellerim içinde…

Zaman algısı duygusal dünya da yok gibi algılansa da, dünya boyutunda son yıllarda farklı bir hale büründü sanki.Eskiden gün içinde akşamı düşünürken ya da akşama plan yaparken soluklanabilecek aralar bulabilirken şimdi kahvaltıdan sonra kendimi birden güneşin batışındaki harika atmosferin fotoğrafını çeker buluveriyorum.Gün doğumu ile gün batımı arasındaki mesafe, insanların birbirlerine karşı duyduğu anlayış ve hoşgörü gibi gittikçe daraldı.. Algılar, boyutlar ,olaylar ve hissedilenler hızlı çekime alınmışcasına sarsıcı hale geldi.Bunun yaşattığı yoğunluk herkesin mücadele ettiği bir duygu durumu halini aldı.Bireysel olarak kendi kendimize göstereceğimiz tolerans, sosyal alandaki iletişim başarımızı ve mutluluğumuzu belirlemeye başladı.

Bence ;tüm bu yaşananlar, kaos gibi görünse de insanoğlunun bin yıllık devirlerde galaksilerle eş zamanlı devam eden döngüsü sadece.Karmaşık olan duygu yerine, arzu edilen ve ulaşılması gereken duyguya yoğunlaşamamanın verdiği ruhani bir sıçrayış çabası..her bireyin yolu, hiç şüphesiz ki çok farklı ve ayrı.İşte tam da bu noktada kendimize göre yorum katarak şekillendirdiğimiz olaylar da ve kişiler de karşılıklı yanıltmalar, insanoğlunu içinden çıkılmaz bir sarmala sokmakta. Susmanın , izlemenin ve izin vermenin altından bir anahtar olduğu bir devirden geçiyoruz.

Etki yaratmak çabası, yeniyi oluşturmaya değil yeni sorunlar yaratmaya neden oluyor maalesef.Zaman kaybı, artık insan ruhunun tölere edebileceği bir yeterlilikte değil.İşte tüm bu kendimizi ilgilendiren ayrık otlarını temizlemeden, başka yaşam bahçelerinin çiçeklerini ekmeye çalışırsak, kendi yabani otlarımızın olduğu akıl ve mantık bahçelerimizi görmek bile istemeyiz.Unutmayalım ki; evrende yaşanan her olay, dağa çarpan sesin yankısı gibidir.Her olay biz kaynaklı oluşur.İlk odaklanmak gereken yer, kendi aklımız, kendi düşüncelerimiz ve kendi kalbimizdir.Zamanın, mekanın ve ruhun aşılabilecek menzil noktasının sırrı ; sadece ve sadece kendimizdir.

İçsel yolculuğumuzda zamanın değil, ruhun derinliğini hissetmeye niyet etmek , varmamız gereken noktanın başlangıcı olabilir.Bunu uyguladığımız her ‘’an ‘’ önce kendimizi, sonra ailemizi ve yakın çevremizi daha hoşgörü ve anlayışlı karşılayacağız mutlaka…ve her yolun ayrı ve farklı olduğunu anlamak tüm insanlığı kurtarmışcasına kapılar açacak ruhumuzda! O kapının yaşatacağı duygu ise tamamen bizim çabamız ve tercihlerimiz ile belirlenecek…

Umudun,saygının,hoşgörünün ve karşılıksız sevginin açtığı kapılardan geçmeniz dileğiyle,

Nur Üçgün