Yazar çocuk – Sevginin Büyüsü

Küçük yazarlarımız bizleri şaşırtacak eserler göndermeye devam ediyor.

İçinde kötülük, cadı, ölüm vs. vs. barındırmayan, çocuklarımıza uyumadan önce rahatça okuyabileceğimiz ve yine sevgili çocukların yazdığı masallar serimiz bu kez Derin Doğan’ın bu güzel hikayesiyle devam etsin o zaman….

Bu kez çocuklar yazıyor, büyükler okuyor. 

SEVGİNİN BÜYÜSÜ

Anne denilen meleğin sesiyle açılan gözler,  bende yetimhanenin yıllarca onarılmayan zil sesiyle açılırdı. Her gün yatağımdan kalkar, kardeşimi de uyandırırdım. Her zaman olduğu gibi en güzel kıyafetlerimi giyerdim. Kardeşim küçük olduğu için kıyafetlerini kirletir, benimkileri isterdi. Ben de ablalık duygusuyla verirdim.

Öğlene doğru, belli bir sırada yerimize geçerdik ve yakınlarına, göstermelik merhamet duygularını paylaşmak isteyenlerin fotoğraflarımızı çekmesini beklerdik.  Bulunduğumuz sıranın yanında durup fotoğraf çektirmeyi isteyen o kadar çok insan vardı ki, bunlar genellikle kedi köpeklerinin doğum günlerini kutlayıp fotoğraflarını sosyal medyada paylaşanlardı. Eğer bu insanlar yetimhanedeki çocukların doğrum günlerini kutlasalardı orası yetimhane değil yuva olurdu.

Bir gün yetimhaneye elinde kıyafetli bir köpeği olan süslü bir kadın girdi. Bize bakıyordu. Kardeşimle ikimiz birbirimize sarıldık. Fakat kardeş olduğumuzu görünce yüzünü ekşitti ve yanımızdan ayrıldı.
Günün ilerleyen saatlerinde geniş ayaklarında parlak ayakkabıları, uzun kalın bacaklarında özenle ütülenmiş keten pantolonu ve kar beyazı bir gömleği olan iri gövdeli bir adam girdi içeri. Herkese teker teker baktı ve eliyle bizi işaret etmişti. Biz hala kardeşimle sarılmış durumdaydık. Adam görevlilere bir şeyler fısıldadı, sonra bir kağıda bir şeyler yazdı. Bize dönerek şöyle dedi: “Hayatıma hoşgeldiniz çocuklarım.”  Bizi arabasına bindirip evine götürdü. Kapının önünde küçük bir köpek kulübesi vardı. Eve girerken havlamalarıyla bizi karşıladı. Hayatımızda hiç bu kadar büyük bir ev görmemiştik. Ama bizi asıl şaşırtan babamızın bize hazırladığı sürprizdi.
Kapıya yaklaştığımızda kapı kendiliğinden açıldı, kapıda çok güzel bir kadın belirdi. Annemiz çok güzel olduğu için çok sevinmiştik. Birden bire bu güzel kadın kenara çekildi ve babamızın sözleriyle irkildik. “Çocuklar, işte sürprizim.”dedi. Tekerlekli sandalyede oturan bir kadın bize yaklaştı, kardeşim hiç duraksamadan kadının boynuna sarıldı. Ben ise donakalmıştım.  Yüzüne düşen kahverengi saçlarını zarif beyaz elleriyle kenara çektiğinde, bulut mavisi gözlerindeki mutluluk göz yaşlarını görmemek mümkün değildi. Tişörtüme dökülen göz yaşlarımla irkildim. Kollarını açıp “Gel tatlım.” dediğinde uçarak boynuna sarıldım. İşte o gün anne kavramının ne demek olduğunu anladım ve her gün bu sesle uyanmak istediğimi fark ettim.

Bugün ilk karşılaşmamızın üzerinden tam on altı yıl geçti ve biz bugünü hepimiz için özel bir gün olarak kutluyoruz. Çünkü birbirimize duyduğumuz sevgi hepimizin hayatında bir sihir yarattı.  Annem uzun zamandır mahkum olduğu tekerlekli sandalyesinden kurtuldu.

Eskiden gerçek anne ve babamı çok merak ederdim. Fakat şimdi kalp bağının, kan bağından çok daha değerli olduğunu anladım. Bunu, bana koşulsuz sevgi vererek öğreten anne ve babama sonsuz sevgi duyuyorum.
Eğer biricik ailem olmasaydı ben de bu cesareti gösterip aynı yetimhaneden bir çocuk alıp kendimin ve başka bir çocuğun hayatına sihirli bir dokunuş yapamazdım.
Bu hikaye kendi sihrini yaratanlara adanmıştır.
Derin DOĞAN / 5-D

Öğretmenlerim İçin

Dün hepimiz  Öğretmenlerimizin “öğretmenler gününü” kutladık. Bir iki cümle bir şeyler yazdık, çizdik ama hiç birimiz 11 yaşındaki blogumuzun “Yazar Çocuk” larından Beril Üçgün kadar iyi ifade edemedik. Hadi siz de okuyun bakalım, benim kadar etkilenecek, beğenecek misiniz…
Öğretmenlerim İçin
Nasıl başlayacağımı belki de nasıl bitireceğimi bilemediğim bir yazıya başlıyorum.
Hayatımda karşıma bir sürü öğretmen çıktı.Hepsi de benimle ilgilendi ,önemsedi,değer verdi. Bazıları o kadar aklımda kaldı ki !Hikayeleriyle, öğütleriyle bazen dersteki tatlı sıcak gülüşüyle , bazen ise kimseye söylemediği şeyleri benimle paylaşmasıyla aklımda kaldı. Aslında niye aklımda kaldı diyorum ki?  kalbimde kaldı hepsi! Belki de bu güzel anılarımla onlar benim zaten kalbimdeydi, sadece onlar benle tanışarak kalbimdeki kimliklerini ortaya çıkardılar.
Ben öğretmenlerimin kimisi ile okulda, kimisi ile dışarıda, kimisi ile korkarak, kimisi ile de danışarak tanıştım.
Bu büyülü okul diyarına girdiğim 2 yaşımdaki ilk kreş günümü hala dün gibi hatırlıyorum .Bu eğitim hayatım akademik olarak belki de üniversitede havaya coşkuyla attığım kep ile sona erecek ama gerçekten öğrenmek yaşam boyu sürecek! Hayatta herkes öğrenir! bir insan öğrenir, bir çocuk öğrenir!bir bebek öğrenir! Bir kedi bir köpekten ,bir köpek bir fareden, belki bir karınca bile karnını doyurmak için taşıdığı yiyeceği paylaşarak yardımlaşmayı öğrenir! öğrenmek hiçbir zaman bitmez ve sonsuza kadar devam eder .
İyi ki bize yaşamımızda gereken eğitimi,paylaşmayı ,yardımlaşmayı ,sevgiyi üzüntüyü, kızgınlığı ,mutluluğu anlatan biricik öğretmenlerimiz var.Onlar sayesinde hayatımız boyunca güçlü ve emin adımlarla yürüyebileceğiz..
Beril ÜÇGÜN

 

Canım ATAM

29 Ekim öncesi bundan daha güzel bir paylaşım yapılabilirmiydi? gerçekten bilmiyorum. Sadece 11 yaşında ama dünya görüşü, dünyaya bakışı yaşının çok ötesi olgunlukta. Böyle çocuklara sahip olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. Yeni nesilde gerçekten umut var!!! Nur Üçgün ve ben okuduğumuzda çok etkilendik. Kendi başına hiç yardım almadan bu kadar güzel duygularını ifade etmesi, minnettarlığını ve ahdı vefasını bu kadar güzel yazıya dökmesi harika. Baklım sizler de beğenecek misiniz???

Canım Atam

Sen olmasaydın Cumhuriyet olmazdı,demokrasi olmazdı,eşitlik olmazdı.Bunların hepsi senin sayende oldu!Senin azmin ile başarıların ile oldu.Hiçbir zaman pes etmedin,umudunu kaybetmedin ,hiçbir zaman mantığını yitirmedin,zekanı kaybetmedin.Bir adım ileride olmak için hep çabaladın, düşündün, araştırdın. Yüzlerce,binlerce kitaplar, ansiklopediler bitirdin.Hayatın boyunca bir yarıştaydın.Hep senden sonraki nesilleri düşündün,çocukları düşündün.Hiçbir zaman bencil olmadın .Hep kendinden önce başkalarını düşündün.Şimdi senin bu yaptığın herşeyi biz öğreniyoruz.Bizim için yaptığın şeyleri duydukça senin gibi başarılı olmaya,azimli olmaya çalışıyoruz.Atamızın evlatları,güvenilir,sadık Türk çocukları,Cumhuriyet çocukları olmaya çalışıyoruz.Her zaman senin gibi çalışıp senin gibi kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.Senin davranışlarını örnek alıyoruz.Senin gibi hep bir adım ileride olmaya çalışıyoruz.
Sen Anıtkabir’de yattıkça biz senin gibi güçlenicez,senden güç alıcaz.Sen hiç merak etme Atam! Demokrasimize,hürriyetimize,eşitliğimize en önemlisi Cumhuriyetimize çok iyi bakıcaz…

Elif Beril Üçgün

Yazar Çocuk – İskeletlerimiz

Nehir’in bilimsel yazılar kuşağı devam ediyor. İlgilenenler, polis organellerimizi de okuyabilirler. 🙂

…….İSKELETLERİMİZ……

Siz iskeletlerden korkuyor musunuz? Bazılarınız evet derken bazılarınız hayır der. Aslında iskeletler biziz. Evet bazılarınız çok şaşırsa da biziz. İskelet bizim derimizin altında yatar. Aslında cadılar bayramında kullanılan süsler de biziz. Hepimiz birer iskeletiz. Vücudumuz şu şekilde oluşur: İskeletimiz, kaslarımız, ve derimiz. Biz böyleyiz. Bir de şimdi sorayım siz iskeletlerden yani kendinizden korkuyor musunuz?

İskeletten oluşuyoruz.
korkacak bir şey yok, biz buyuz, iskeletten oluşuruz, iskeletimiz, nehir başara, yazar çocuk

Yazar Çocuk – Polis Organeller

Bir kaç gün önce Nehir’in fen dersini çok sevdiğini ve son olarak NASA da bilim insanı olarak çalışmaya karar verdiğini yazmıştım. Herhalde kendisinden de farklı bir hikaye beklemek yanlış olurdu. Ben okurken çok eğlendim, çok keyif aldım. Umarım siz de beğenirsiniz. Yaratıcı çocuklar, yaratıcı hikayeler. Yazar Çocuk Projesi tam gaz devam ediyor.

POLİS ORGANELLER

Vücudumuzda yaşayan “Organeller takımı” varmış. Onlar dünyanın en iyi takımıymış. İsimleri; e.r. (endoplazmik retikulum), mitokondri, golgi cisimciği, lizozom, ribozomlar, koful,sentrozom, kloroplast ve şeflerinin ismi de Çekirdek. Görevleri hücrelerin içine sızmaya çalışan veya hücre içinde fazla olan cisimleri yakalayıp dışarı atmakmış.
O gün hücrenin içinde güzel bir günmüş. Organellerin kabul günüymüş. Hepsi sitoplazmanın içinde gülüp oynuyorlarmış. Taki şef onları çağırana kadar. Şef demiş ki; “hücre zarı alarm verdi biri içeriye girmeye kalkışmış”. Devam etmiş. Girememiş ama içeride fazlalık tespit edildi. Sizin göreviniz onları yakalamak. Hepsi çok heyecanlanmış ama bir sorun varmış. Kloroplast bitki hücresindeymiş. O yüzden onlara yardım edemezmiş. Onsuz da olsa kalan 7 Organel göreve gitmişler.
Mitokondri hemen enerji üretmiş. Bu sayede yorulmamışlar. E. R. Taşıma işlemini sağlamış bu arada golgi cisimciği salgı üretmeye devam ediyormuş. Lizozom yollarına çıkmasın diye ölü derileri sindirmiş. Ribozomlar hücre gelişmeyi bırakmasın diye protein sentezlemeye devam ediyormuş. Sentrozom hücre bölünmesinde iğ iplikleri salgılamaya devam ediyormuş. O sırada takımı kloroplast aramış. Bitkinin besin ve oksijen üretimini sağlıyormuş. Takım kloroplasta görevlerini anlatmış. O da iyi şanslar dileyip, telefonu kapatmış. Tam o sırada suçluyu yakalayıp kofulların içine atmışlar çünkü kofullar zararlı ve fazla olan maddeleri topluyormuş. Yani bir çeşit hapishane imiş.

Görevi tamamlayan takım tatile devam etmiş.

Nehir BAŞARA