Reklam VerBurada rekalamım görünsün istiyorum.

Kahve İle Güne Başlayanlar Kulübü

Kahve ile Güne Başlayanlar Kulübü

türk kahvesi 1 - Kahve İle Güne Başlayanlar Kulübü
her derde deva Türk kahvesi… Kokusu ve tadı ile vazgeçemediğimiz lezzet!

Sabahları, yoğun bir iş gününe başlamanın en keyifli ve leziz yollarından biridir, bir fincan kahve. Hatta ben abarttım duble içiyorum 🙂 Öte yandan gün sonu  yorgunluğunu atmamıza da yardımcı olan bu lezzet, dünyanın en güzel damak keşiflerinden biri de olabilir. 

Ya o nefis kokusu. Eskiden neredeyse her evde bir kahve değirmeni olurdu. Anneannem biz küçükken mis kokulu çekirdek kahveyi değirmende çekmemize izin verirdi. Nasıl da bütün evi mis gibi kahve kokusu sarardı.

İlginç bir şekilde kahve herkesin hayatına sirayet etmiş durumda. Kafein ihtiyacı hissedildiğinde akla gelen ilk içecek olması popülaritesinin sebeplerinden yalnızca biri. Elbette bugün, bu yazımda size kafein temalı bilimsel veya tıbbi bir yazı yazmayacağım dostlar! Ben kahve ile olan aşkımdan bahsedip olaya biraz romantik yaklaşacağım. Neticede en keyifli sohbetlerin, en yalnız anlarımızın, en heyecanlı dedikoduların ve bazen de özlemlerin içeceği kahve değil midir? İtiraz edeceğinizi sanmam. Bazen tüm işleri bitirdikten sonra üzerime çöken o bedbaht yorgunluğu sadece ve sadece bir fincan Türk kahvesi ile atabiliyorum. Ya da lezzetli bir yemeğin ardından içilen sade bir kahve ile olaya nokta koymak… Şimdi nasıl sevmeyeyim ben bu meredi?

Ayrıca Türk kahvesi, kültürümüzün önemli yapı taşlarından biri. Kız isteme törenlerini hatırlayın lütfen. Hatta mümkünse kendi isteme töreninizi düşünün ve keyiflenin. Tuzlu kahvenin bile bu kültürdeki yeri, keyfi farklıdır. O tuzlu kahvede geleceğe dair koca umutlar, büyük heyecanlar, iki kalbin uyumla atmasını sağlayan sevda, ailelerin keyfi, çiftlerin mutluluğu yer alıyor. Tuzlu kahve deyip geçmek yanlış olur 🙂

Şimdi bir de değişik tatlar çıktı. Yok damla sakızlısı yok kakulelisi yok bilmem nelisi… Ben klasik sade Türk kahvesinden vazgeçemiyorum. sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz yoruma yazmayı unutmayın.

Kahve ile ilgili yazacaklarım aslında kolay kolay bitmez ama “bir fincanın kırk yıl hatırı vardır” sözünün doğduğu mini hikâyeyi paylaşıp blog yazıma nokta koymak istiyorum. Rivayete göre İstanbul’da bir kahvehanede kahvecilik yapan bir adam varmış. Bu adam bilgeliğiyle, sohbetiyle biliniyormuş. Her toplumdan insanın uğradığı bu kahveciye bir gün bir yeniçeri misafir olmuş. Yeniçeri, ‘herkese benden kahve dağıt, ama şu köşedeki Rum kaptana verme,’ demiş. Kahveci, herkese kahve dağıttıktan sonra elinde iki fincan kahve ile birlikte Rum kaptanın masasına yönelmiş. Bunu gören yeniçeri öfkelenmiş ve kahveciye kızmış, ‘Ona kahve yok demedim mi?!’ diye. Kahveci ise, ‘Bu senin değil, benim ikramım efendi!’ şeklinde karşılık vermiş. Rum kaptan ile birlikte sohbet ederken kahvesini yudumlamış. Aradan 40 yıl geçmiş. Kahvecinin bulunduğu bölgede büyük bir isyan çıkmış. Rumlar isyan edip ayaklanmış ve bölgeyi savaş alanına çevirmiş. Kahveci bu isyanda Rumlar tarafından esir alınmış. Alınan esirler pazarda satılıyormuş. Bizim kahveciyi yaşlı bir Rum satın almış. Kahveci son yolculuğuna çıktığını sanıp, öleceğini düşünürken yaşlı Rum, kahveciyi serbest bırakmış. Kahvecinin şaşkınlığı karşısında Yaşlı Rum açıklama yapmış: “40 yıl önce içtiğim o kahveyi unutmadım!” Ya sevgili okuyucu, 40 yıllık hatır buradan geliyormuş işte. Ben de bu hikâyeyi bilmiyordum, öğrenince hoşuma gitti. Hem de çok sık kullandığımız bu sözün üstüne öğrenmek daha bir iyi oldu sanki 🙂

Siz ne düşünüyorsunuz kahve hakkında? Güne mutlaka kahve ile başlayanlardan mısınız benim gibi yoksa olmasa da olur diyen çaycı tayfadan mısınız? Şahsen ikisinin de yeri ayrı bende.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane,

Gönül muhabbet ister kahve bahane…”

13 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

E-posta Bildirimi Almak için Kayıt Olun

Abone Ol!