Reklam VerBurada rekalamım görünsün istiyorum.

Şükretmek İçin Neden Çok Yeter ki Görmeyi Bil!

Şükretmek İçin Neden Çok. Yeter ki Görmeyi Bil!

Eğildim. Tam ayakkabı bağcığı mı bağlarken biraz zorlandığımı hissettim. Karın bölgem her zamankinden daha kalınlaşmıştı sanki. Zorlanarak doğruldum. Camdan yansıyan görüntümle hemen kendimi bir kez daha kontrol ettim. Evet ,kafamın içindeki ses şişmansın !Hiç de güzel durmuyor üstündeki kıyafet. Eskisi gibi değilsin !dedi. Oysa daha iki dakika önce kapımın önündeki petunyalarımı sularken ne kadar da içim neşeyle doluydu. İçimdeki coşku bir anda sönüvermişti niyeyse? Nereden çıktı şimdi bu ses?

Havaya baktım. Pırıl pırıldı. Kaç gündür kapalıydı. Nihayet güneş yüzünü gösterdi de içimiz açıldı biraz.
Yürümeye başladım. Yol kenarlarında açan papatyalar, gelincikler rengarenk süslemişti caddeyi. Sanki havaya çiçeklerin kokusu yayılmış da ben de bu kokuyu alabilecekmişim gibi derin bir nefes aldım. Olsun, koku gelmese de gözüm gönlüm açılmıştı. Durağa doğru yürürken tenime değen güneş gözlerimi çok rahatsız etmişti. Yürüdükçe sıcak daha bir etkili olmaya başlamıştı sanki. Herkes arabayla yanımdan hızlıca geçiyordu. Bense tabana kuvvet yürüyordum. Bir araban olsaydı böyle zorluk çekmezdin diye seslendi bana az önce şişmanladın diyen ses. Off! Sıcakta yürüdükçe çoğalıyor mu ne?

Yere bakarak yürürken birden durdum.O da ne? İki taşın arasından çıkan kıpkırmızı bir gelincik bana bakıp duruyor. Çömeldim. Seyrettim onu. İmkansızlığın ortasında nasıl çıkıvermişti böyle? Nasıl bir gayretti? Her şeye rağmen yoluna devam edip güneşin o sıcacık ışığına ulaşmak için var gücüyle gayret etmişti. Takdirlerimi sundum kendisine. Tebessüm ederek vedalaştım. O da esen rüzgârla sanki bana reverans yapar gibi boynunu eğiverdi.

Adımlarımı biraz daha hızlandırırken sırtımdan terlediğimi fark ettim. Esen rüzgârla tam serinlik hissederken hasta olacaksın işte !Hem yürüyorsun ,hem sıcak ,hem de esiyor. Kesin hasta olursun sen dedi zihnimdeki ses… Yine içim bir huzursuz oldu. Ya hasta olursam diye düşünürken karşıdan iki köpeğin yürüdüğünü fark ettim. Biri yürüdüğünde diğeri daha geride kalıyor ,öndeki arkadakini bekliyordu.Aralarında müthiş bir uyum vardı. Adımlarımı yavaşlatarak biraz gözlemledim dostluklarını. Bir tanesi karşıya geçmişken diğeri caddenin öbür tarafında kaldı. Arkadaşını orta refüjde bekledi ve onun da yanına gelmesiyle birlikte ikisi aynı anda karşıya geçti. Arkadaşlığın ve sadakatin kısa filmini de seyrettikten sonra bir de baktım ki durağa gelmişim. Alnımda ter var. Çantamda mendil ararken bir dolu şey elime geldi fakat bir türlü mendile ulaşamadım. Öflerken pöflerken nihayet buldum. Tam terimi silerken duraktaki bey ne kadar şanslı olduğumu söyledi. Neden ki? diye sorunca bana karşı kavşaktan dönen otobüsü gösterdi. Bir saattir bu otobüsü beklediğini ve benim durağa gelmemle otobüsün gelişinin aynı dakikalara denk gelmesininbüyük şans olduğunu söyledi. Egomun onca mutsuzluk veren anonslarına karşın mor petunyalarımla ,kırmızı cesur gelincikle ,sadık köpeklerle ve zamanlaması tam olan otobüsle her “an”da mutlu olmayı seçen ben klimalı ve boş olan bir araç bulabildiğim ve buraya kadar yürüyebildiğim için şükrettim…

İlginizi Çekebilir:  Bugün Keyif zamanı

Her “an”ınız için şükretmeyi hatırlamanız dileğimle,

Nur Üçgün

Okuduğunuz yazı içerisinde hatalı yada yanlış bir kısım olduğunu düşünüyorsanız fare imleciniz yardımı ilgili kısmı seçili hale getirip Ctrl+Enter tuşlarına basarak bana gönderebilirsiniz.

20 Comments

Bir Cevap Yazın

Spelling error report

The following text will be sent to our editors: