Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Kitap Önerisi – Selina’nın Yaz Tatili Macerası

Kitap Önerisi – Selina’nın Yaz Tatili Macerası

Ve Selina’nın Maceraları Tüm Hızıyla Devam Ediyor;

Selina’nın Okul Macerası’nın ardından Selina’nın Yaz Tatili Macerası da kitap raflarındaki yerini aldı. Bir annenin dünya klasiklerinde yer alan büyücülere, canavarlara ve kötü kalpli üvey annelere inat kendi masalını yazma girişimiyle başlayan Selina’nın Maceraları, ikinci kitabıyla yoluna devam ediyor. Çocuklar, anneler ve öğretmenler tarafından çok sevilen Selina bu gidişle Ayşegül serisinin en önemli rakibi olacak gibi görünüyor.

Selina’nın Maceralarının en önemli özelliği; içerisinde kötülük barındırmaması. Sevgiyle, iyi niyetle yaratılmış, doğru ve güzel mesajlar veren bir kitap olması. İçerisinde subliminal mesajlar, erotik objeler vs. yok. Kitap tamamen bir annenin kendi tecrübelerinden ve kızından esinlenerek yaratılmış, eğitici ve eğlenceli bir kitap.

Ayrıca kahramanımız Selina bir prens tarafından kurtarılmayı bekleyen yine kendi hem cinsi büyücü, cadı veya kötü kalpli üvey kardeş veya anne eziyeti gören bir prenses de değil. Tam da yaşının gerektirdiği hayatı yaşayan bir kız çocuk.

Selina’nın Maceraları 6-10 yaş grubu için uygun bir kitap olmakla birlikte hikayeler öyle güzel resimlendirilmiş ki…  3 yaşından itibaren tüm çocukların ilgisini çekiyor ve sıkılmadan zevkle hem dinliyor hem de resimlerine bakarak kendi hikayelerini yazıyorlar.

Ayrıca serinin bir başka özelliği de  Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiye edilen kitaplar listesinde yer alması.

Selina’nın Okul Macerası ve Selina’nın Yaz Tatili Macerası tüm online kitapçılarda ve kitap dükkanlarında sizleri bekliyor.

Haaa unutmadan  haftasonuna özel www.dr.com.tr de kargo bedava fırsatını kaçırmayın derim….

Mutlu Çocuk Mutlu Tatil Anıları

Mutlu Çocuk Mutlu Tatil Anıları

Bugün biraz mesleki birikim ve çocuk konusunu harmanlayarak ortaya karışık bir yazı paylaşmaya karar verdim. Ara ara seninle böyle paylaşımlarda da bulunacağım 🙂

Genel olarak insanların özellikle yaz tatilinden beklentisi sence nedir? Evet, her kitlenin beklentisi farklıdır. Gençler belki çılgınca eğlenmek ister, daha yaşlı grup sessizce, doğayla bütünleşip, başını dinlemek ister. Kimi iyi yemek, iyi yatak, kimi temiz deniz, güzel kumsal, kimi lüks hizmet beklentisi içinde, kimiyse doğal ve tarihi güzellik peşindedir.
Peki ama ailelerin tatil beklentisi nedir? Bence bu sorunun yanıtı çok basit. Mutlu ve huzurlu çocuklar. Mutlu çocuk, mutlu tatil anıları… Düşünsene, bütün bir yıl çalıştın, yoruldun ve sonunda hak ettiğin, beklediğin tatil geldi!!! Bütçeni zorlayıp, borca harca girerek, tatile çıktın. Aaaa, o da ne??? Tatil tam bir eziyet!!! Sürekli canı sıkıldığı

 

için başının etini yiyen, mutsuz çocuklar. Rahat yok, huzur yok 🙁 Durmadan bir ağlama,bir mız mızlanma. İmdaaaaatttttt.. Keşke tatil bitse de işe dönsek. Amaaan iş yerinde çok daha rahatmışız meğer. Tatil değil, Belene esir kampı.
Haaaa, haaa 🙂 Dur, dur hemen korkma… Evet, belki eskiden böyleydi ama şimdi tüm işletmeciler durumun farkında. Mutlu çocuk, mutlu anneyi getirmekte mutlu anneyse mutlu babayı ve mutlu ailede tam anlamıyla dinlenmiş, verdiği paranın karşılığını almış tatilciyi getiriyor. Yani bu bir zincir. Ama zincirin başında tabii ki çocuklar var. Hal böyle olunca tüm oteller, muhteşem çocuk kulüpleri oluşturdu. Tesislerin içinde, çocuk parkları, lunaparklar, aquaparklar, ağaç evler, kaleler, kuleler, onlarca farklı konsept, hayvanat bahçeleri bile var. Kendi tarım arazileri var. Düşünsene, çocuğun toprakla oynuyor, çiçekler ekiyor ve bir sonraki sene geldiğinde, diktiği çiçeğin nasıl büyümüş olduğunu görüp, gururla herkese gösteriyor. Muhteşemmm. Ayrıca, istersen çocuğunun bileğine takılan bir takip cihazı sayesinde, sen kumsalda güneşlenirken, çocuğunun nerede olduğunu da takip edebiliyorsun.
Peki anladık, ortam güzel ama ya çalışanlar, onlar nasıl? Yani, çocuğumu kime emanet ediyorum. Kafam rahat olmalı değil mi? Sürekli, şimdi ne yapıyor acaba? iyi mi? düştü mü? kalktı mı? birisi vurdu mu? Ayyyy korkma, için rahat olsun. Tüm çalışanlar, özellikle pedagoji eğitimi almış, farklı eğitimlerden geçmiş çocukla, çocuk olmasını bilen ve aynı zamanda eğitimci yanı da olan harika genç ve dinamik ekiplerden oluşuyor. En azından benim çalıştığım yerde, bu şekilde.

Nehir böyle bir ortamda büyüdü ve şimdi son derece öz güvenli, sosyal ve yabancı dillere yatkın bir çocuk oldu. Ayrıca, rol aldığı tiyatro gösterileri sayesinde, sahne korkusu da yok. Bıraksak, sürekli sahnelerde 🙂

Yani diyeceğim şu ki, artık anneler için yaz tatilleri bir muamma ve endişeli bekleyiş olmaktan çıktı. Çünkü, artık işletmeciler anne ve babaları rahat ettirmenin sihrinin çocuktan geçtiğini çoktan buldu.

Sevgiler,

idilob

Eski Aşıklar

Eski Aşıklar

Uzun zamandır blogda yazı yazmamıştım. Sonra ay tutulması, Merkür retrosu aşklar, ilişkiler, yazılara bakarken, aşk üzerine, aşkın insana kattıkları üzerine bir yazı okudum ve ben de bu konudaki düşüncelerimi yazmaya karar verdim.

Hani sanatçılar genelde en güzel eserlerini aşk acısı çekerken yaratırlarmış yaa. Bana sorarsanız acı çektikleri için değil aşık oldukları için, hormonları tavan yaptığı için yaratıcılık da tavan yapıyor. Duygular dile, kaleme, fırçaya, tuvale akıyor. Kavuşamayan aşıklar sayesinde biz de ne eserlere kavuşuyoruz:)

Anne tarafından Edirne’liyim ve Selimiye’ye hep hayranlık duymuşumdur. Sadece Selimiye değil Edirne’de Mimar sinan’a ait her biri statik ve sanat harikası bir çok eser var. Mimar Sinan her eserinin konumunu özenle seçmiş. Mesela Edirne’ye girerken taaa uzaklardan Selimiye’nin minareleri görülür. Öyle bir hizzalanmıştır ki 4 minareli olmasına rağmen, iki minare görürsünüz.

Caminin olduğu yerde eskiden lale bahçeleri varmış. Bahçelerin sahibi çok aksi bir kadınmış ve lalelerini o kadar çok seviyormuş ki  Koca Sinan ne yaptıysa kadını ikna edememiş. Hesap gereği de camiyi başka yere yapmak mümkün değilmiş. Sonra kadın ancak lalelerini hatırlatan bir motif yapması şartıyla kabul etmiş. Sinan da yapmış yapmasına ama laleyi ters yapmış 🙂 Hem akıllı hem komik 🙂

Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkını bilmeyen yoktur ama bunu  eserlerine nasıl yansıttığını nasıl bir deha olduğunu  biliyor muydunuz? Eski aşıklar nasıl doğum günü hediyesi veriyormuş görün bakalım…

Yazıya nasıl başlamıştım, nereye bağlandım 🙂 neyse siz benim yazılarıma alıştınız artık…

 Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!

Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Okumaya devam et “Eski Aşıklar”

İnternet Anneleri

INTERNET ANNELERİ

Sosyal medya yani sanal dünya hayatımıza girdiğinden beri her birimize bir mükemmellik geldi 🙂 En güzel fotoğrafları biz çekiyoruz, en güzel yerlerde yer bildirimlerini yapıyoruz, herkese ve her şeye duyarlıyız ve bu konuda sürekli duruma uygun postlar paylaşıyoruz. Bloggerlar en iyi modacı, en modern tasarımcı, en iyi anne… yani anlayacağınız her şeyi biliyor ve her konuda mükemmel olabiliyoruz.

Peki gerçekten de durum böyle mi? Yani bir konu hakkında görüş bildirmek için o konunun feriştahı olmak gerekir mi? En iyi anne benim, en güzel yemeği ben yaparım, sizinki de tatil mi canım, siz bir de benim seyahat hikayelerime bir göz atın da gözünüz tatil görsün! 🙂 Ben bunların doğruluğuna inanmıyorum, i na na mı yo rum!

Yani, tabi ki insanlar iyi oldukları konularda başkalarını da aydınlatmak, yol göstermek istiyorlar. Bunu çok başarılı şekillerde yapanlar da var. Benim dediğim herkesin böyle bir kalıptan çıkmış gibi olması gerekmediği. Neticede insanız ve eksikliklerimiz, yetersizliklerimiz, hatalarımız elbette var.

Kendi adıma konuşacak olursam; ben bloğumu açarken mottosunu neşeli aile bloğu olarak baştan belirlemiştim zaten. Bizim evin hallerinden, ergenliklerden, modadan, yemekten, müzikten… kısacası canımın istediği, yazmak istediğim, paylaşmak istediğim her konuda bir iki satır karalıyorum nacizane 🙂 Fikirlerimi, düşüncelerimi, bildiklerimi ya da öğrenmek istediklerimi siz canım takipçilerim ile paylaşmak bana huzur veriyor çünkü. Ve hiç bir zaman da mükemmel olma iddiasında bulunmuyorum. Kendi annem bile bana “sen yemek tarifi veriyorsun ama yemekleri ben yapıyorum, nasıl olacak?” diye sormaya başladığında farkettim bu durumu ve sizlerle de dertleşmek istedim ki bu konu hakkında görüşlerimi bilin, yarın öbür gün bana “evinde yemek yapmıyorsan, yemek tarifi de verme” diye gelmeyin diye. Hahahah 🙂

Şaka bir tarafa dediğim gibi, insanlarla bir şeyler paylaşmak için, onlara sesinizi duyurmak içn mükemmel olmak gerekmiyor. Hele de elimizin altında internet gibi eşsiz, derya deniz bir imkan varken… Ben istedim ve yaptım. Her gün bir kişi bile okusa yazdıklarımı, bu beni mutlu etmeye yetiyor da artıyor bile.. O yüzden hiç bir kalıba girmiyorum, samimiyet her şeyimizdir neticede 🙂

Sevgilerimle 🙂

idilob