Reklam VerBurada rekalamım görünsün istiyorum.

Yurtdışında Anne Olmak!

yabancı-anne-2-400x400 Yurtdışında Anne Olmak!
yurtdışında yaşayan anne olmak

Yurtdışında anne olmak!

Uzun zamandır bilgisayarımın başına geçip bu yazıyı yazmak için plan yapıyordum. “Bugün… Yarın… Aman bir Arya uyusun, o zaman başlayayım… Türkiye’ye gidip Arya’yı anneme teslim edeyim o zaman yazayım…” Bir de baktım ki Arya 8 aylık olmuş. Zaman ne kadar da hızlı geçmiş… Ve benim işe dönmeme sadece 4 ay kalmış.

Yurtdışında anne olmak, hem tedirgin ediyor insanı hem de yüreklendiriyor. Kafanda yüzlerce soru beliriyor; “Nasıl bakacağım? Türkçe’yi nasıl öğreteceğim? Kendi kültürümüzü ona nasıl aktaracağım?” Bunlar şu anda aklıma gelen sadece birkaç soru. Gün içinde o kadar çok şeyle karşılaşıyorum ki… Ne şanslıyız ki whatsapp denen bir uygulama var, internet var, akıllı telefonlar var… Hemen akıl hocam anneme ulaşıyorum ya da internetten annelerin paylaştıkları yazılara… İnternet olamasaymış ne yaparmışız bilemiyorum.

Aklımda o kadar çok şey var ki anlatmak istediğim. Nereden başlayacağımı, nasıl aktaracağımı bir türlü bulamıyorum. Aaa bir de akıcı Türkçe olayı var ki, o en çok korkutan beni. Ortaokulda kompozisyon yazmaya bayılırdım, hani fena da değillerdi yani. Ama şimdi Türkçe klavyenin önüne geçince “soru işareti neredeydi, ö neredeydi” diye aramaya başladım. Anladım ki geçen 9 senede akıcı Türkçe’mden de olmuşum.

Gelelim bizim hikayemize… Biz İngiltere’nin Suffolk bölgesinde, Stowmarket adında küçük bir kasabada yaşıyoruz. Aslında bizim İngiltere’deki hikayemiz Londra’da başlıyor. İlkokul arkadaşlarının facebook sayesinde Londra’da tekrar görüşüp evliliğe giden hikayeleri… Okullar bitince iş aramaya koyulduk. Benim alanım mühendislik olduğu için Londra’da iş bulma şansım daha azdı. Londra dışında küçük bir kasabada çim biçme makineleri üreten bir firmada stajyer olarak  iş hayatına başladım. Derken kadromu aldım ve kendimi bu küçük kasabanın bir parçası olarak buldum. Eşimin iş durumu daha esnek olduğu için ve kasabanın Londra’ya yakınlığından dolayı Stowmarket’e yerleşme kararı aldık. Aslında anlatırken çok kolay geliyor ama senelerce Covent Garden’da opera binasına komşu yaşayan biri için, hayatın akşamüstü 5’te bittiği küçük bir kasabada yaşamak genç yaşta kendini emekli hissetmek gibiydi. Bir akşamüstü kahvemizi içip, gelip giden insanları izlerken şu kanıya vardık; “Burada yaşamanın kuralı geniş aile olmaktan geçiyor. Yoksa akşamdan sabaha zaman geçmek bilmez”.

Derken biz Stowmarket’i sevmeye başladık. Sakinliğini, doğasını, aile yaşamını, Londra’ya yakınlığını…

Ve 2017 Mayıs’ında Elise Arya dünyaya geldi. İngiltere’nin sağlık sistemi Türkiye ile kıyaslandığında çok başarısız kalıyor. Hani Ulu Önder Atatürk demiş ya “beni Türk hekimlerine emanet edin”. O kadar anlamlı geliyor ki burada.

Doğum başlı başına bir hikayeydi. Arya zamanında gelmedi. Türkiye’de suni sancıyla doğurtmanın bir benzeri uygulandı ancak bebek 14 gün ekstradan anne karnında bekletildi. Dolayısıyla doğduğunda anne karnında dışkılamıştı ve enfeksiyonluydu. Sadece o kadarla da kalmadı, sezeryanlık doğum zorlaya zorlaya normal yapıldı. Arya’da ben de çok yıpranmıştık. Türkiye’deki doktorumuzun tabiriyle, ucuz atlatmıştık. 10 gün hastanede yattık, Arya doğar doğmaz antibiyotikle tanıştı. Bununla da kalmadı, enfeksiyon seviyesi yüksek olduğu için menenjit testi yapıldı. Allah’a şükürler olsun ki, her şey yoluna girdi ve taburcu olduk. Çok zor günlerdi. Hatırlaması bile içimi acıtıyor. İşte en çok bu zamanlarda Türkiye’de olmak istedim. Güvendiğim yerde, doktorumu kendimin seçebildiği, ailemin her an etrafımda olabildiği bir ortamda.

Birkaç ay sonra da süt proteini alerjisiyle tanıştık. Tam her şey yoluna girdi derken, hooop yeniden başladığımız yerdeydik. Bu süt alerjisi çok enteresan bir alerji türü. Annenin aldığı inek sütü ve ürünleri, anne sütünden bebeğe geçiyor ve bebek de bu kompleks proteinlerle başa çıkamadığı için reaksiyon veriyor. Genelde 1 yaş ve civarında alerji yok oluyor. O kadar çok araştırdım, o kadar çok okudum ki bu konu hakkında, herhalde bir kitap yazabilirim. Sonra diyet yapmaya başladım. Hayatımdan inek sütü ve ürünlerini tamamen çıkardım. Bu diyete başladığımda Türkiye’ye tatile gelmiştik. Aman Allah’ım, nasıl bir yıkım oldu benim için anlatamam. Özlediğim her şey gözümün önünde ve ben yiyemiyorum. Ama insan evladı için her şeyi yapıyormuş, bunu öğrendim. Bu arada bir de baktım ki hamilelik öncesinden bile daha fit olmuşum.

İlginizi Çekebilir:  Neşeli Aile Blogunuzun Penceresinden Size El Sallıyoruz, İçeri Gelsenize!

Ama o zaman şunu anladım, Türkiye’de gıda sektörü bu alerji konusunu hiç de dikkate almıyor. Hele insanlar asla…

Mesela soya sütlü bir latte alacaksınız. Soya sütünün ısıtıldığı kap ayrı ve işaretlenmiş. Ama ne hikmetse kahveyi yapan, eline laktozsuz yazan kabı almış. Uyardığınızda da suratında bön bir ifadeyle size bakıyor. Neeee süt alerjisi mi? O da neymiş? Yani neden ayrı kap kullandığının ayrımında değil henüz.

Yurtdışında ise her şey kontrol altında. Mutlaka işaretlenmiş kapta süt ısıtılır, raflardaki yiyeceklerin içinde neler olduğu ve alerjenler belirtilir. Restaurantta eğer “benim alerjim var” derseniz, restaurant müdürü elinde bir kitapçıkla gelir ve tüm sipariş kontrolden geçer. Dahası da marketlerde kocaman bir reyon vardır; veganlar için ayrı, vejeteryanlar için ayrı ve bir de alerjik insanlar için. Çok şükür geçen 3 ayı çok rahat atlattım. Dondurmamdan, tatlıma hatta peynire kadar her istediğimi buldum. İşte bu konuda İngiltere’nin hakkını yiyemem. Ama bu da orada yaşayan insanlarda alerjik durumların rastlanmasının Türkiye’ye oranla daha fazla olmasından dolayı. Haa bir de insanların tercihleri var vegan ya da vejeteryan olmak gibi.

Mesela Türkiye’de yaşadığım trajikomik bir diyaloğu aktarayım size; kahve alırken yanına atıştırmalık bir şeyler bakıyoruz. Kasadaki genç çocuktan yardım istedik hangi ürünün içinde süt ve süt ürünü yok diye.

-Vegan mısınız?

-Hayır, alerjik.

-Haaa, iyi o zaman. Bence vegan olmak saçmalık.

Yıkıldığım andı. Alerjik olmanın vegan olmaktan daha iyi olduğunu düşünen bir zihniyet size servis yapıyor. Allah’tan ciddi alerjimiz yok. Olanların da bu şartlar altında işi Allah’a kalmış.

Neyse ki geçtiğimiz günlerde deneme yaptık ve farkettik ki Arya’nın süt alerjisi geçmiş. Ben çok mutlu bir şekilde poğaçalarıma, yaş pastalarıma geri döndüm ama soya ve ürünlerinden de vazgeçebileceğimi sanmıyorum artık.

Evet haftaya tatilimiz bitiyor ve biz İngiltere’ye dönüyoruz. Arya burada çok mutlu. Kalabalık bir ev ortamında, dayı, anneanne, dede hep etrafında. Ama bir de hayatın gerçekleri var. Laf aramızda artık dönme zamanımız geldi çünkü burada rutinimizi kaybettik. Ben bu rutine İngiliz rutini diyorum. Hayatı programlı yaşıyoruz Arya ile beraber. Mesela akşam 7-8 arası banyo, masal ve uyku saati… Bir sonraki buluşmamızda da size uzun uzun İngiliz rutininden bahsederim.

Tekrar buluşmak dileğiyle…

Sevgiyle kalın…

Gizem Kuru

Okuduğunuz yazı içerisinde hatalı yada yanlış bir kısım olduğunu düşünüyorsanız fare imleciniz yardımı ilgili kısmı seçili hale getirip Ctrl+Enter tuşlarına basarak bana gönderebilirsiniz.

10 Comments

Bir Cevap Yazın

Spelling error report

The following text will be sent to our editors: