Bu Sıralar Ne Öyleyim Ne Böyle!

Bu sıralar Ne Öyleyim Ne Böyle!

Ne yazacağını bilemeden öylece klavyenin tuşlarına basmakla başlar belkide bir yazı hikayem…

Zaman ne yavaş ne hızlı akıyor, İstediğim şeylere ne ulaşabildim ne de o şeyler hayâl oldu..

Havasıcaktadeğilsoğuk da. ,

Ne içim mutluluktan kıpır kıpır ne de mutsuzluktan sıkılıyor kalbim.

Sorumluluklarımı yapmak ne huzurlu hissettiriyor ne de tatile çıkmamış olmak sıkıntı yaratıyor.

Bütün ütülerin bitmiş olması ne içime tamamlanmışlık duygusu veriyor ne de şunu da bitireyim öyle yatayım diyorum.

Telefonuma gelen mesajları ne çabucak cevaplamak istiyorum ne de kimseye karşı bir kırgınlığım var.

Okumak istediğim kitabı ne bitirebildim ne elimden bırakıyorum.

Televizyonda izlediğim haberlere ne kızıyorum ne de sevdiğim filmi bıraktığım yerden izlemek istiyorum.

Ne uykum var ne kendimi dinlenmiş hissediyorum.

Ne yapılmamış ödevleri hatırlatıyorum ne de kontrol ediyorum.

Eskiden inandığım kişilere ne güveniyorum ne de onlardan bir beklentim var.

Mutlaka görüşelim diyenlerle ne buluşasım var ne de inanasım.

Hedeflerimi ne yakaladım,ne de vazgeçtim.

Kafamda ne planlarım var ne de tembelliklerim.

Ne diyetteyim ne çok yemek yiyorum. Ne çok bitkinim ne de enerjik.

Ruhum ne olgun ne de çocuk…

Hep çocuk ruhlu kalmanız  dileğimle, Sevgiler

Nur Üçgün

Dejavu! Okullara Dönüşler Başladı.

Dejavu! Okullara Dönüşler Başladı.

Güzel geçen bir tatilin ardından gerçeklere dönüş. Eveet okulların ayak sesleri duyulmaya başladı. Hatta oryantasyon eğitimine katılanlar için okullar açıldı bile. Ne ara geçti bu upuzuuuun üç ay yahu…

Dün gittik koca bir torba dolusu kitap aldık. Üniformalarımız yenilendi. Çantamız da hazır. Yani ekipman anlamında okula hazırız da ruhen hazır mıyız? İşte ona net bir cevabım yok 🙂

Ruhen hazır olmak için galiba biraz daha tatile ihtiyacımız vardı hahaha… Neden mi? Henüz her sabah Nehir’i yataktan sürüye sürüye kaldırmaya, saç taranması ile ilgili kavgalara hazır mıyım bilmiyorum. 🙁 Ben şimdiden hadi hadiiii  ve ödevlerini yaptın mı cd mi koyduğum yerden çıkarayım.

Neyse bunlar işin şakası. Okulların açılacak olmasına seviniyorum ne de olsa kızım bu sene 7. sınıf öğrencisi oluyor. Birinci sınıfa başladığı gün sanki dün gibi. Anneannesi ve babasıyla birlikte, sevinç, gurur, merak, endişe, vs.  gibi bir an içerisinde yaşanabilecek tüm duyguları yaşayarak  Nehir’i sınıfına bıraktığımız gün hafızama kazılı. Seneler gerçekten de çocuğunuz okula başladıktan sonra daha bir hızlı geçiyor. Bir bakmışsın 1. sınıf  hoooop bir bakmışsın 7. sınıf olmuş bile.

Bu sene yeni müfredat tartışmaları arasında okula başlayacak olsak da ben okulun ilim irfan yuvası olduğuna inancımı kaybetmeden, laik, bilimsel ve çağdaş eğitim için  umut dolu  başlıyorum.

Tüm çocuklar için güzel bir eğitim ve öğretim yılı olsun.

idilob

Turizmcinin Tatili

Turizmcinin Tatili

Okulların açılmasından önceki son çıkışta  nihayet biz de tatile çıkıyoruz. Herkes soruyor ” Sizin tatiliniz nasıl olur ki?” diye. Şimdi anlatayım arkadaşım; Bir turizmcinin tatili şöyle olur;

Öncelikle herkesin tatil yaptığı zamanlarda maalesef biz yoğun bir biçimde çalışırız. Dolayısıyla anca böyle son çıkışlarda 1-2 gün, o da çocuğunun yalvarıp, yakarmalarına kayıtsız kalmadığın için tatile çıkılır.

İkincisi kesinlikle otellere gidilmez. Yoksa alimallah hemen denetçi havalarına girilir. Hımmmm dur bakıyımmm… Bu peynirler neden sararmış? Siz büfeden dönen yiyecekleri ne yapıyorsunuz? Sizde HACCP var mı? Havuzun kloru biraz fazla mı? Sizin dozaj pompanız nerede? Sizin burada kaç personel çalışıyor. Aaaa öyle mi? vs. vs… o kadar uzar gider ki sizi detaylarla sıkmayacağım.

Eeehh otele gidemezsek nereye gideceğiz? Tabii ki salaş pansiyonlara. Burada ki işletmeci ile hemen ahbap olunur. Biz de turizmciyiz abi… Bak abi ne olur yanlış anlama sana naçizane bir, iki tavsiyede bulunacağım. Havluları şöyle şöyle yapsan iyi olur,  cost’ları düşürmek istiyorsan mutfakta şööööyyyle yapmalısın 🙂 Ama yinede pansiyon candır. Otel kadar kasmaz.

Tatilde gördüğün her şeyi başka bir gözle incelersin. Aaaa dönünce biz de tesiste bunu yapabiliriz? Aaaa  aaaa ben bunu neden düşünemedim ki?…

Velhasılıkelam biraz iş gezisi tadında bir tatil oluyor bizimki. Ama her şey çocuklarımız için… Onlarla fazladan geçirilecek saatler, biriktirilecek anılar her şeye değer.

sevgiler

idilob

 

 

 

 

 

BİR BAYRAM YAZISI

BİR BAYRAM YAZISI

Bir gün dönümü yazısıyla tatile girmişti klavyeyle aramızdaki ilişkimiz…Koca bir yaz geçti aradan.Ve yine önemli bir gün olan arefe gününde bu yazıyı yazarken parmaklarımda hafiften bir karıncalanmayla beraber tatlı bir heyecan hissettim. Yazı yazmadan önce tıpkı disleksi hastalarının gözlerinde dolaşan harfler gibi benimde kafamın içinde kelimeler dolanıp duruyor.Neyin arefesi neyin kurbanı diye…

Çocukluğumun bayramlarında arife, benim için bayramlıklarımla uyuduğum,  bayramlar ise harçlık toplayıp kuzenlerimle olduğum mutlu günleri anlatırdı.Sanki o günleri şimdi hayal ettiğimde başka bir dünyada başka zamanlarda yaşanmış anılar gibi geliyor.Hele sizi bu dünyaya getiren anne bağınız artık yoksa, geçmiş zaman iyice silikleşmeye başlıyor zihninizde.Ama her şeye rağmen bunları düşündüğünüzde kalbinizdeki ince sızı hiç geçmiyor…

İnsanoğlu hep yaşadığı an’ı yaşayıp o an içindeki alacağı hazza odaklı yaşıyor.Ben uzunca bir zaman bu illüzyonu kendi yaşamımda yaşadım ve bunun doğru olduğunu savundum.Fakat evlat yetiştirme gibi büyük bir sorumluluk bana bahşedildikten sonra aslında bunun tamamen nefsimin beni kandırması olduğunu ve ruhumun bu şekilde bir arpa boyu ilerleyemeyeceğini anladım.Bakış açımı değiştirince gerçek arefe gerçek bayram nedir farkına vardım.

Bütün bunları anlamama yardımcı olan en önemli duygu sorumluluk bilinci ve sonsuz olana duyulan AŞK oldu…Tabi bir de teslimiyet duygusu var ama bu henüz benim hamlığımdaki bir yüreğin edeceği kelam değil..

Kurban bayramı deyince hep o dönemin bir değeri gibi algılanır.Ben iki ay on gün önce ramazan orucuyla başlayan bir süreç olduğunu çocuklarımı gelecek nesillere şimdiden hazırlarken anladım ..Çocuğuma yemek yedirirken ben aç kaldım, o an yemek yiyemedim nefsimi ve midemi terbiye edebildiğim için de sonrasında yemek bile istemedim.Ramazan oruçları esnasında insanlar en büyük zaafları olan yemek yemeyi kontrol altına alabildikleri için ruhlarında nefisleri susturup, terbiye etmeyi öğreniyorlar.Bununla beraber öfkelenmeyi bırakıp, sükunete nail oluyorlar.Kendileri dışındaki canların da ihtiyaçlarını gözetip, koruyup kollamayı öğreniyorlar.Yaşayarak ve hissederek yavaşça öğrenen insanoğlu nefsinde aşırı olan her şeyi Allah’ın huzurunda kestiğini gösteriyor.Asıl bayram işte o zaman oluyor.Kesilen kurbanlar haşa Allah’a hediye değil, Allah’a tüm bu nefis mertebelerindeki feda ettiğimiz kusurlarımız demek oluyor.Biz kusurlarımızı ancak ve ancak hizmet ederek törpüleyebiliriz. Ruhlarımız aç insanları doyurarak, fakirlere yardım ederek, her yaratılmış canlıya şefkat göstererek ve tüm yaptıklarımızı işe yarama hazzıyla değil yaratıcımıza layık kul olma bilinciyle yaparsak ancak o zaman gerçek anlamda bayramlarımızı yaşayabilir hale gelebiliriz.

Kusurlarımızı bir daha ne kendimize ne de başkalarına yaşatmayacak şekilde kurban ettiğimiz , tüm evrene karşı barış ,sevgi dolu hissettiğimiz ve hissettirdiğimiz bir bayramımız olsun inşallah…

Dualarınızda olmak dileğimle,

Sevgiler

Nur Üçgün

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun

Sevgili yazar çocuğumuz 12 yaşındaki Beril Üçgün’e, bize umut verdiği, bizleri gururlandırdığı için bir kez daha teşekkürler!

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Annemin odasındaydım yine. Oraya gizlice girmiştim. Orayı çok seviyordum. Evin bütün odalarından farklı bir havası vardı. Bir köşesi klasikler, bir köşesi renkli ansiklopediler, diğer bir köşesi ise okunmayı bekleyen özel kitaplardı.

Annem her zamanki masasında oturmuş, ince camlı yakın gözlüğünü takmış, konsantre olmuş bir şekilde yazı yazıyordu. Her yazıdan sonra etkilenir, duygulanıp, ağlardı. Ama bu sefer farklı bir şey vardı. Bu kez gözleri dolmamıştı. Gerçekten de ağlıyordu. Gözlerinden düşen damlalar, yazdığı harflerle birdi sanki. Beraber hareket ediyorlardı. Sonra annem hızlandı. Adeta parmakları dans ediyordu. Bir yandan da gözünden damlalar düşmeye devam ediyordu.

Sonunda yazmayı bitirmişti. Göz yaşları da dindi. Etraf bir anda sessizleşti. Az önce duyulan hızlı klavye sesinden eser kalmamıştı. Yağmur sonrası sessizliği kaplamıştı odayı adeta. Anneme “ Ne oldu?” diye sorduğumda bana cevap vermedi. Başı yukarı bakıyordu. İlk başta anlamadım. Sonra masanın üzerinde asılı olan, odanın en güzel köşesinde duran al bayrağımızı gördüm. Yanında da canım atam vardı.

Annemin gözleri kıpkırmızıydı. Adeta Atamla konuşmuş, Ona teşekkür etmiş gibiydi. Gözleri uzunca bir süre Atam’da kaldı. Tekrar gözleri doldu. En sonunda bana cevap verdi.

“Kızım; bu ülke size emanet. Ona sahip çıkın. Onu hep yukarıda tutan bayrağımızı da hep gururla taşıyın. Ama en önemlisi hep aynı coşkuyla kutlayın bu özel günü, hep aynı gururla bahsedin 30 Ağustostan. Hep aynı inançla inanın Atamıza. Ve şunu unutma kazanmak tek bir kişiye aittir ama zafer; barışı, eşitliği ve kardeşliği simgeler. Aynı bizim ayrılmaz vatanımız gibi. O yüzden hiçbir zaman kazanmaya uğraşma. Azimle ve gururla çabala. O zaman zaferi elde edebilirsin “ dedi.

Annemin cümlesi bittiğinde ben de kendimi tutamayıp, ağlamaya başladım ve annem gözleriyle bana adeta sımsıkı sarıldı. Hemen odama gidip, en güzel köşesine ben de al bayrağımızı astım. Her seferinde bayrağıma bakıp, Atamı saygıyla anıyorum. İyi ki bize bu güzel ülkeyi hediye etti diye.

 

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!!!

 

Beril ÜÇGÜN