Bilmek mi? Hissetmek mi?

Bilmek mi ?Hissetmek mi?

Bir birey olarak okuma yazma öğrendiğimiz ilk andan itibaren bize öğretilen ilk olgu hiç şüphesiz bilginin yaşamımız üzerindeki hayati derecedeki önemidir. Bu şartlanma psikolojisi ta ki kişinin bu dünyaya geliş misyonunu ,yaşam amacını ve içindeki derin soruların yanıtını aramasına kadar tartışılmaz bile..Kişi bu zamana kadar sorgusuzca ve derinleşmeyen, bilginin ardındaki duyguları hissetmeden sadece kimliğin ihtiyacı olan etiketi haketmek adına öğrenmeyi seçer.Hedefinde hep bir adım sonrası vardır. Ya bir üst sınıfa geçecektir,ya mezun olup meslek sahibi olacaktır,ya toplumda daha saygın bir kitleye mensup olacaktır,ya da işin sonunda zengin olacaktır.
Yaşam amacını bu şekilde planlayan kişiler hiç şüphesiz bu hedeflerine yüzde yüz sahip olurlar.Çünkü insan enerjisini neye odaklarsa enerji oraya akar.Bu evrensel bir kuraldır.Hiç ama hiç sekmez.
İşin enteresan tarafı bu kadar hedefi gerçeklerştiren ama bi o kadar da mutsuz ve içindeki boşluğu tarif edemeyen milyonlarca insan var.Bu kişiler ilginç bir şekilde otuzlu yaşların ortalarından sonra ani bir kararla ya uzmanlık eğitimini aldığı işlerinden yada sosyal çevrelerinden yavaş yavaş kendilerini çekmeye başlıyorlar.Sanki farklı bir limana gitmeye karar veren gemi gibi o ortamdan uzaklaşmaya çalışıyorlar çünkü; artık yaşadıkları hayat onların iç dünyalarına hitap etmiyor.Her şey tam da bu noktada kendini gösteriyor.Kişi değişme sürecine giriyor.Öze dönme çabası, içten gelen o mutluluk duygusunu hissedemediğinde devreye giriyor.Onca bilgi,onca akademik öğrenimler, onca zaman bu mutsuzluk için mi diye hayıflanmalar, aslında gerçeğin başlangıcı oluyor..Bütün her şey sonunda aslına ulaşmaya çalışıyor..

Bizler zamanı daha bol kepçeden kullanan nesiller olarak bu deneyimleri yaşamak için uzun süreçler geçirdik.Fakat geleceğin inşasında aktif rol alacak çocuklarımızın zaman kavramı bizim gibi değil.Zaman daha hızlı akıyor ve değişim daha büyük performansta oluyor.Hiç şüphesiz onlar birçok şeyi bilerek geliyorlar fakat ebeveynleri olarak onlara iyi bir gelecek sağlamanın temeli, kendilerini kalpleri kanalıyla tanıtabilmemizdir..Olayları yaşarken kendilerinin ve karşıdaki kişinin ne bildiğine ilave olarak bilginin ardındaki duyguları,ve empatik bakış açılarını da fark ettirebilirsek gelecek adına attığımız temel çok daha sağlam olacaktır..Gelecek nesiller kendilerini ne kadar erken tanırlarsa dünya aleminin de bilgisel ve ruhsal gelişimi de bir o kadar hızlı olacaktır..
Her bireyin her yaşında, doğru yerde, doğru zamanda, doğru işi yaptığı bir dünya da yaşaması dileğiyle…

Sevgiler,

Nur Üçgün

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.