Bu Sıralar Ne Öyleyim Ne Böyle!

Bu sıralar Ne Öyleyim Ne Böyle!

Ne yazacağını bilemeden öylece klavyenin tuşlarına basmakla başlar belkide bir yazı hikayem…

Zaman ne yavaş ne hızlı akıyor, İstediğim şeylere ne ulaşabildim ne de o şeyler hayâl oldu..

Havasıcaktadeğilsoğuk da. ,

Ne içim mutluluktan kıpır kıpır ne de mutsuzluktan sıkılıyor kalbim.

Sorumluluklarımı yapmak ne huzurlu hissettiriyor ne de tatile çıkmamış olmak sıkıntı yaratıyor.

Bütün ütülerin bitmiş olması ne içime tamamlanmışlık duygusu veriyor ne de şunu da bitireyim öyle yatayım diyorum.

Telefonuma gelen mesajları ne çabucak cevaplamak istiyorum ne de kimseye karşı bir kırgınlığım var.

Okumak istediğim kitabı ne bitirebildim ne elimden bırakıyorum.

Televizyonda izlediğim haberlere ne kızıyorum ne de sevdiğim filmi bıraktığım yerden izlemek istiyorum.

Ne uykum var ne kendimi dinlenmiş hissediyorum.

Ne yapılmamış ödevleri hatırlatıyorum ne de kontrol ediyorum.

Eskiden inandığım kişilere ne güveniyorum ne de onlardan bir beklentim var.

Mutlaka görüşelim diyenlerle ne buluşasım var ne de inanasım.

Hedeflerimi ne yakaladım,ne de vazgeçtim.

Kafamda ne planlarım var ne de tembelliklerim.

Ne diyetteyim ne çok yemek yiyorum. Ne çok bitkinim ne de enerjik.

Ruhum ne olgun ne de çocuk…

Hep çocuk ruhlu kalmanız  dileğimle, Sevgiler

Nur Üçgün

BİR BAYRAM YAZISI

BİR BAYRAM YAZISI

Bir gün dönümü yazısıyla tatile girmişti klavyeyle aramızdaki ilişkimiz…Koca bir yaz geçti aradan.Ve yine önemli bir gün olan arefe gününde bu yazıyı yazarken parmaklarımda hafiften bir karıncalanmayla beraber tatlı bir heyecan hissettim. Yazı yazmadan önce tıpkı disleksi hastalarının gözlerinde dolaşan harfler gibi benimde kafamın içinde kelimeler dolanıp duruyor.Neyin arefesi neyin kurbanı diye…

Çocukluğumun bayramlarında arife, benim için bayramlıklarımla uyuduğum,  bayramlar ise harçlık toplayıp kuzenlerimle olduğum mutlu günleri anlatırdı.Sanki o günleri şimdi hayal ettiğimde başka bir dünyada başka zamanlarda yaşanmış anılar gibi geliyor.Hele sizi bu dünyaya getiren anne bağınız artık yoksa, geçmiş zaman iyice silikleşmeye başlıyor zihninizde.Ama her şeye rağmen bunları düşündüğünüzde kalbinizdeki ince sızı hiç geçmiyor…

İnsanoğlu hep yaşadığı an’ı yaşayıp o an içindeki alacağı hazza odaklı yaşıyor.Ben uzunca bir zaman bu illüzyonu kendi yaşamımda yaşadım ve bunun doğru olduğunu savundum.Fakat evlat yetiştirme gibi büyük bir sorumluluk bana bahşedildikten sonra aslında bunun tamamen nefsimin beni kandırması olduğunu ve ruhumun bu şekilde bir arpa boyu ilerleyemeyeceğini anladım.Bakış açımı değiştirince gerçek arefe gerçek bayram nedir farkına vardım.

Bütün bunları anlamama yardımcı olan en önemli duygu sorumluluk bilinci ve sonsuz olana duyulan AŞK oldu…Tabi bir de teslimiyet duygusu var ama bu henüz benim hamlığımdaki bir yüreğin edeceği kelam değil..

Kurban bayramı deyince hep o dönemin bir değeri gibi algılanır.Ben iki ay on gün önce ramazan orucuyla başlayan bir süreç olduğunu çocuklarımı gelecek nesillere şimdiden hazırlarken anladım ..Çocuğuma yemek yedirirken ben aç kaldım, o an yemek yiyemedim nefsimi ve midemi terbiye edebildiğim için de sonrasında yemek bile istemedim.Ramazan oruçları esnasında insanlar en büyük zaafları olan yemek yemeyi kontrol altına alabildikleri için ruhlarında nefisleri susturup, terbiye etmeyi öğreniyorlar.Bununla beraber öfkelenmeyi bırakıp, sükunete nail oluyorlar.Kendileri dışındaki canların da ihtiyaçlarını gözetip, koruyup kollamayı öğreniyorlar.Yaşayarak ve hissederek yavaşça öğrenen insanoğlu nefsinde aşırı olan her şeyi Allah’ın huzurunda kestiğini gösteriyor.Asıl bayram işte o zaman oluyor.Kesilen kurbanlar haşa Allah’a hediye değil, Allah’a tüm bu nefis mertebelerindeki feda ettiğimiz kusurlarımız demek oluyor.Biz kusurlarımızı ancak ve ancak hizmet ederek törpüleyebiliriz. Ruhlarımız aç insanları doyurarak, fakirlere yardım ederek, her yaratılmış canlıya şefkat göstererek ve tüm yaptıklarımızı işe yarama hazzıyla değil yaratıcımıza layık kul olma bilinciyle yaparsak ancak o zaman gerçek anlamda bayramlarımızı yaşayabilir hale gelebiliriz.

Kusurlarımızı bir daha ne kendimize ne de başkalarına yaşatmayacak şekilde kurban ettiğimiz , tüm evrene karşı barış ,sevgi dolu hissettiğimiz ve hissettirdiğimiz bir bayramımız olsun inşallah…

Dualarınızda olmak dileğimle,

Sevgiler

Nur Üçgün

Bir Gün Dönümü Yazısı…

Bir Gün Dönümü Yazısı…

Bir döngüyü kapatıp yeni bir gün dönümüne başlıyoruz bugün..Yazdan sonbahara geçişi insan fark ediyor da bahardan yaza geçişi çok fark edemiyor.. Ben de yaşım ileriye doğru gittikçe bulunduğum an’ın ruhunu daha fark etmeye gayret eder oldum.Zaman usulca mevsimlerle ilerlerken bende kulağımı onların sohbetine çevirip yaşamın içinde olduğunu hissetmeye çalışıyorum.

Harika bir ramazan ayı geçirdik.Yaylaya kaçanların anlattığı hep imrendiğimiz, o tatlı esintili ,hafif yağmurlu ,insanı ferahlatan temiz hava ramazan boyunca oruç tutanlara çok iyi geldi çok şükür!

Bugün en uzun gün.Henüz yazı daha hissedemesek de yavaş yavaş günler kısalmaya, kış için hazırlık yapmaya başlayacak. Evrende her şey yavaş yavaş ilerliyor.Hep bir sonraya hazırlık aşaması usul usul sürüyor.Hiç sekmeden mükemmel bir şekilde bu düzen bize bir şeyler anlatıyor.Ben halâ insanoğlunun bu ahenkli düzene uyum sağlayamadığını düşünüyorum. Henüz o mertebeye gelemedik.Yaradılışımız aslında çok güçlü ama kendimize olan inancımız belki de yeterli değil. Ben kendi adıma böyle dönemleri izleyerek gözlemleyerek yaşamıma uygulamaya doğa ananın öğretisinden faydalanmaya çalışıyorum.

Bugün aynı zamanda Kadir gecesi.Kur’an ın indirilmeye başladığı gece.Bugünle birlikte gün dönümünün özel bir anlamı olmalı diye düşünüyorum.Kadir kelime anlamı olarak güçlü kuvvetli ve yıldızın parlaklık gücü anlamında kullanılır.Aynı zamanda yüce Allah’ın sıfatlarındandır. Böyle bir günde ,kendimizi olmamız gereken ruhsal seviyenin bir döngüsünde hissetmek, ileriye ve güzel olana, (zorlu bir sınavdan geçiyor olsak bile) sabırla devam etmek konusunda doğanın o muhteşem sükunetini yaşamımıza çekebilsek ne güzel olur değil mi ? İşte o zaman kadrimizin bilindiği gerçek manamızı yaşadığımız kişiler olarak bu dünyaya katkılarımızı sağlayabiliriz…

Ben bugün tüm insanlık için bu duygularla dua edeceğim.Sizlerde hem ruhunuzda hem yaşamınızda muhteşem döngüler yaşarsınız inşallah..Sevgiyle

Nur Üçgün

 

 

Şükretmek İçin Neden Çok Yeter ki Görmeyi Bil!

Şükretmek İçin Neden Çok. Yeter ki Görmeyi Bil!

Eğildim. Tam ayakkabı bağcığı mı bağlarken biraz zorlandığımı hissettim. Karın bölgem her zamankinden daha kalınlaşmıştı sanki. Zorlanarak doğruldum. Camdan yansıyan görüntümle hemen kendimi bir kez daha kontrol ettim. Evet ,kafamın içindeki ses şişmansın !Hiç de güzel durmuyor üstündeki kıyafet. Eskisi gibi değilsin !dedi. Oysa daha iki dakika önce kapımın önündeki petunyalarımı sularken ne kadar da içim neşeyle doluydu. İçimdeki coşku bir anda sönüvermişti niyeyse? Nereden çıktı şimdi bu ses?

Havaya baktım. Pırıl pırıldı. Kaç gündür kapalıydı. Nihayet güneş yüzünü gösterdi de içimiz açıldı biraz.
Yürümeye başladım. Yol kenarlarında açan papatyalar, gelincikler rengarenk süslemişti caddeyi. Sanki havaya çiçeklerin kokusu yayılmış da ben de bu kokuyu alabilecekmişim gibi derin bir nefes aldım. Olsun, koku gelmese de gözüm gönlüm açılmıştı. Durağa doğru yürürken tenime değen güneş gözlerimi çok rahatsız etmişti. Yürüdükçe sıcak daha bir etkili olmaya başlamıştı sanki. Herkes arabayla yanımdan hızlıca geçiyordu. Bense tabana kuvvet yürüyordum. Bir araban olsaydı böyle zorluk çekmezdin diye seslendi bana az önce şişmanladın diyen ses. Off! Sıcakta yürüdükçe çoğalıyor mu ne?

Yere bakarak yürürken birden durdum.O da ne? İki taşın arasından çıkan kıpkırmızı bir gelincik bana bakıp duruyor. Çömeldim. Seyrettim onu. İmkansızlığın ortasında nasıl çıkıvermişti böyle? Nasıl bir gayretti? Her şeye rağmen yoluna devam edip güneşin o sıcacık ışığına ulaşmak için var gücüyle gayret etmişti. Takdirlerimi sundum kendisine. Tebessüm ederek vedalaştım. O da esen rüzgârla sanki bana reverans yapar gibi boynunu eğiverdi.

Adımlarımı biraz daha hızlandırırken sırtımdan terlediğimi fark ettim. Esen rüzgârla tam serinlik hissederken hasta olacaksın işte !Hem yürüyorsun ,hem sıcak ,hem de esiyor. Kesin hasta olursun sen dedi zihnimdeki ses… Yine içim bir huzursuz oldu. Ya hasta olursam diye düşünürken karşıdan iki köpeğin yürüdüğünü fark ettim. Biri yürüdüğünde diğeri daha geride kalıyor ,öndeki arkadakini bekliyordu.Aralarında müthiş bir uyum vardı. Adımlarımı yavaşlatarak biraz gözlemledim dostluklarını. Bir tanesi karşıya geçmişken diğeri caddenin öbür tarafında kaldı. Arkadaşını orta refüjde bekledi ve onun da yanına gelmesiyle birlikte ikisi aynı anda karşıya geçti. Arkadaşlığın ve sadakatin kısa filmini de seyrettikten sonra bir de baktım ki durağa gelmişim. Alnımda ter var. Çantamda mendil ararken bir dolu şey elime geldi fakat bir türlü mendile ulaşamadım. Öflerken pöflerken nihayet buldum. Tam terimi silerken duraktaki bey ne kadar şanslı olduğumu söyledi. Neden ki? diye sorunca bana karşı kavşaktan dönen otobüsü gösterdi. Bir saattir bu otobüsü beklediğini ve benim durağa gelmemle otobüsün gelişinin aynı dakikalara denk gelmesininbüyük şans olduğunu söyledi. Egomun onca mutsuzluk veren anonslarına karşın mor petunyalarımla ,kırmızı cesur gelincikle ,sadık köpeklerle ve zamanlaması tam olan otobüsle her “an”da mutlu olmayı seçen ben klimalı ve boş olan bir araç bulabildiğim ve buraya kadar yürüyebildiğim için şükrettim…

Her “an”ınız için şükretmeyi hatırlamanız dileğimle,

Nur Üçgün

Başarı Hırsı ve Çocuklar

Başarı Hırsı ve Çocuklar

Küçüklükten beri bir şeyler öğrenmeye hep meraklı oldum.Annem beni sokağa çıkıp oyun oynamam konusunda ne zaman ikna etmeye çalışsa bir yolunu bulur evde kalırdım.Okul zamanı hiç dışarı çıkmayı sevmezdim.Ödevlerim ve sorumluluklarım benim ilk önceliklerimdi. Yaz tatilinde ise oyunun ve sokağın hakkını verirdim.
Karnem genelde çok güzel gelirdi.Bu konuda da en iyi notu alma takıntım vardı.Uzun yıllar kendi iç dünyamda bu mükemmeliyet algımla mücadele etmeye çalıştım. Halâ daha tam çözebilmiş sayılmam fakat ilerlemenin ve başarılı hissetme duygusunun gayret etmekle ve kendini tanımaya çalışmakla yakından alakalı olduğunu tecrübe ederek öğrendim.:))

Bu hafta sonu koca bir eğitim yılı bitti ve kızım Berilin de tıpkı benim çocukluğumdaki gibi oyunun ve sokağın hakkını vereceği bir tatile başladık.Dün Beril karnesini almasına rağmen eve suratı asık bir şekilde geldi.Ne olduğunu sorduğumda ortalamasının düşük kaldığını bu yüzden mutsuz olduğunu söyledi.Oysa ki takdir almıştı.Karneyi elime aldım ve bir de baktım ki not ortalaması 99,4! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.Hemen tebrik ettim ve niye böyle düşündüğünü harika bir karne olduğunu söyledim.O da bana birçok arkadaşının 100 ortalama aldığını o yüzden mutsuz olduğunu belirtti.Ben de bütün yıl nasıl çalışıp korktuğu matematikten bile 100 aldığını ve kişilere değil kendine odaklanması gerektiğini elimden geldiğince anlattım. Sarıldım ve kızımla gurur duyduğumu söyledim.

Bu yaşadığım olayı paylaşmak istedim ki maalesef çocuklarımızı yetiştirirken bazı şeyleri atlayabiliyoruz. Onları motive edelim derken istemeden yada farkında olmadan hırsın mutsuzluk getirecek yüzüyle karşılaştırabiliyoruz.Ben yıllarca bunu bizzat yaşamış bir kişi olarak kızımın böyle bir hisle büyümesini istemiyorum.

Sorumluluklarını yapsın fakat en iyi olma çabası içinde olmasın.Bu çok yorucu ve gereksiz.Herkes kendi olma yolunda ilerlesin.Bu durumda bizim tek yapmamız gereken şey koşulsuz her haliyle evlatlarımızı sevdiğimizi onlara hissettirmek ve sadece kendi yollarını takip etmeleri gerektiğini söylemek.Bunu duymak üzerlerindeki baskıyı mutlaka kaldıracaktır.Mutlu olan çocuk da ne olursa olsun üretir ve başarır.

Başarı üzerinde çok durulması gereken bir konu.Hırslı olmak da öyle…
Dengede olmadığı zaman ise bu iki kavram insanı çok mutsuz edebilir.Yaşamdaki her şey gibi azı karar çoğu zarar diyerek harika bir yaz tatili diliyorum tüm çocuklara..Diledikleri kadar oynadıkları çok mutlu geçirecekleri bir yaz olsun …

Sevgiyle,

Nur Üçgün