Doğa Geldi, Hoş geldi

Eveeettt, Suat ve Doğa’nın maceralarında ikinci bölümdeyiz. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sırada en çok sevdiği yemek “içli köfte” olan sıra dışı, tatlı mı tatlı, bilmiş mi bilmiş “Doğa” nın doğumu var. İlk bölümü okumayanlar veya yeni abonelerimiz için ufak bir hatırlatma, Suat’ın ilk yazısını Suat’ın kaleminden sekmesinden okuyabilirsiniz.

Sevgiler

İdilob

16/10/2009 09:25 “DOĞA GELDİ, HOŞ GELDİ….”

 Nihayet sabah 06:00 alarm çalıyor. Kayınvalidemler bizdeler, annemler 2.katta. Hazırlandım, eşyaları aldık ve odadan çıkmadan her zaman sihrine inandığım, beni hep rahatlatan duamı ettim.(merak edenlere ayrıca söylenir.) Arabada annemlerin gelmesini beklerken apartman kapısında onları gördüm, işte o zaman sevinçten gözlerim doldu, kalbim nasıl çarptı ve anneme bir sarılışım var sımsıkı hiç bırakmayacak gibi.

Hastaneye geldik,(Antalya Yaşam Hastanesi) odamıza çıktık, Egemen ve Dilara çok keyifli ve yanındakileri rahatlatan kişilikte insanlar, 1 saat sonra doğuma gireceğim Dilara bana diyor ki “Susu (aile arasında ve dostlar bana susu derler ) gel manzara müthiş röportaj yapalım. Eray’ım sürekli benimle, ilgi doruklarda, kendimi prenses gibi hissediyorum herkes, her daim böyle yapacaksa insanın hep hamile olası geliyor. Oda bir güzel olmuş, bir tatlı olmuş sadece içinde minnoşum eksik. Hemşireler gelince heyecanım artmaya başladı, iğneler, hazırlıklar, yavaş yavaş ameliyathaneye iniyoruz.

 Asansörün kapısı açıldığında ne göreyim en sevdiklerim orada beni bekliyor, onları görünce sevinçten içimden çığlık ata ata ağladım, ama sessiz kimse duymadı beni, gözyaşlarımı içime akıttım. Annemin alt dudağını ısırarak ellini sallaması ve Eray’ımın küçük çocuk gibi yaşlı buğulu gözlerle bakması içime oturdu resmen.

 Doç.Dr.Gürkan Zorlu (nam-ı değer benim Gürkan Abim ) doktorum, ameliyathanenin kapısında beni bekliyordu. Ona gittiğim ilk günden beri; doğuma sen girmezsen vallahide billahi de doğurmam diyordum. Gürkan Hoca bana her zaman güven ve rahatlık  verdi. Beni teslim alıp, eliyle yanıma dokunup hazır mısın dediğinde sanki elinde sihir varda heyecanımı almış gibi “evet dedim” hazırım, rahatım.

Doğumum epidural sezaryen oldu. Bebeğin duruşu ve özel sebep dolayısıyla normal doğum yapmam mümkün değildi. Doğumun epidural olmasına  beraber karar verdik doktorumla. İyi ki de öyle olmuş. Önüm, solum perdelerle kapalı, tam başlanacak birde ne göreyim sağ tarafıma perde konulmamış ve camlı dolap var yapılan tüm işlemleri yansımadan görebiliyorum önce söylemedim izlemeye karar verdim, (saniyelik bir karar ) sonra vazgeçtim, uyardım hemen kapattılar. Gürkan Hoca sürekli benimle konuşuyor, yaptıklarını anlatıyor. Daha başlayalı 15 dakika olmuştu ama ben sıkıldım yatmaktan meraklıyım ya, ne oluyor, ne bitiyor, hangi aşamadalar öğrenmeliyim, her şey kontrolüm altında olacak ya.. yok ama burada hiçbir şey kontrolüm altında değil, ben kontrol altındayım ve meraktan yattığım yerde çatır çatır çatlıyorum. Hemşirem yanımda “Hayatım boyunca hep gamsız ve kilo almayan insanları kıskanmışımdır, hatta onlara sinir olmuşumdur.” Zeynep hemşirede böyle biri gamsız, yanımda ama ruh gibi arada bana diyor ki; mideniz bulanırsa bana söyleyin. Ben ona sorular soruyorum, kaç yaşındasın, ne zaman bu hastaneye başladın? Hayır bana ne oluyorsa bana ne kızın hayatından, mesleki geçmişinden ama çok sıkıldım yatmaktan. Tez canlı olmanın dezavantajlarını o gün çok iyi gördüm. Gürkan Hocaya sesleniyorum: Gürkan Abi bitmedi mi daha ya ben sıkıldım yatmaktan. Gürkan Hoca kızım sen deli misin, yok yok sen normal değilsin çılgınsın, bak kızın da senin gibi çılgın. Gürkan abi bebeği çıkartırken onunla konuşuyor; gel buraya çılgın, zilli gel, anasına çeken güzel gel.( Bence çılgın biri varsa oda Gürkan Hoca, hamilelerle uğraşılır mı hiç? Çekilecek dert değil.)

 Bir ses, ağlama sesi, dünyanın en güzel sesi… nasıl yani doğdu mu, geldi mi? Bana hayal gibi gelen gerçeğe dönüştü mü?. Gürkan abi nasıl iyi dimi? Eli ayağı her şeyi sağlıklı dimi ? Ben bunları sorarken duyduğum tek şey Doğanın ağlaması Gürkan Hocanın kahkahaları. Gürkan Hoca bana sesleniyor: Hadi göbeğini kesiyorum, göbek adı var mı? Ben ağlamaktan sesimi duyuramıyorum. Evet, evet var, kaçıncı evet demem bilmiyorum ama sonunda duyurdum sesimi “ZEYNEP” göbek adı Zeynep.

 Sonunda odamdayım… Nasıl bir heyecan yaşıyorum, bunu tarif etmemin imkânı yok. Bebeğimi gördükçe gururlanıyorum sanki dünyada bir tek ben doğum yapmışım gibi. O an insan kendini tek ve özel hissediyor. Bence her kadın doğum anında kendini öyle hissetmeli çünkü doğum yapmak mucizevî bir şey, tarifi yok, anlatımı yok. Ben hep derim; Allah’ım her kadına anne olmayı nasip etsin. Doğama, bebeğime kavuşmanın acı/tatlı keyfini dibine kadar yaşıyorum. Minnacık elleriyle elimi sıkıyor, öyle masum, öyle savunmasız, öyle saf, öyle duru ki… Dokunmaya kıyamıyorum. Bana kalsa ben Doğayı pamuklara sarmalar öyle büyütürüm.

 Benimle beraber odada ki herkes heyecanımı paylaşıyor. Herkes doğayla ilgileniyor nasıl bir sevgi seli, nasıl bir kalabalık, nasıl ilgi… Ne kadar çok hediyeler, çiçekler, tatlılar, bebek çikolata & şekerleri, gelenler gidenler. En büyüğünden en küçüğü “Yağmuruma” kadar herkesin yüzü gülüyor, herkes mutlu. Odamızı küçük eve çevirmiştik, çikolatalar, sıcak & soğuk içecekler, kurabiyeler, bebek şekerleri, tatlılar…(hatta abartıp lahmacunJ bile yediler )  İyi ki odayı büyük tutmuşuz yoksa sevgi seli hastaneyi kaplardı. Bizim sevincimize bizimle alakadar olan hemşireler de dâhil olmuştu, onlarda bizimle mutluydu.

 O günlerde, o anlarda daha da iyi anladım ki ne çok sevinim, sevenimiz varmış, ne mutlu bana, ne mutlu bize…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.