Eski Aşıklar

Eski Aşıklar

Uzun zamandır blogda yazı yazmamıştım. Sonra ay tutulması, Merkür retrosu aşklar, ilişkiler, yazılara bakarken, aşk üzerine, aşkın insana kattıkları üzerine bir yazı okudum ve ben de bu konudaki düşüncelerimi yazmaya karar verdim.

Hani sanatçılar genelde en güzel eserlerini aşk acısı çekerken yaratırlarmış yaa. Bana sorarsanız acı çektikleri için değil aşık oldukları için, hormonları tavan yaptığı için yaratıcılık da tavan yapıyor. Duygular dile, kaleme, fırçaya, tuvale akıyor. Kavuşamayan aşıklar sayesinde biz de ne eserlere kavuşuyoruz:)

Anne tarafından Edirne’liyim ve Selimiye’ye hep hayranlık duymuşumdur. Sadece Selimiye değil Edirne’de Mimar sinan’a ait her biri statik ve sanat harikası bir çok eser var. Mimar Sinan her eserinin konumunu özenle seçmiş. Mesela Edirne’ye girerken taaa uzaklardan Selimiye’nin minareleri görülür. Öyle bir hizzalanmıştır ki 4 minareli olmasına rağmen, iki minare görürsünüz.

Caminin olduğu yerde eskiden lale bahçeleri varmış. Bahçelerin sahibi çok aksi bir kadınmış ve lalelerini o kadar çok seviyormuş ki  Koca Sinan ne yaptıysa kadını ikna edememiş. Hesap gereği de camiyi başka yere yapmak mümkün değilmiş. Sonra kadın ancak lalelerini hatırlatan bir motif yapması şartıyla kabul etmiş. Sinan da yapmış yapmasına ama laleyi ters yapmış 🙂 Hem akıllı hem komik 🙂

Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkını bilmeyen yoktur ama bunu  eserlerine nasıl yansıttığını nasıl bir deha olduğunu  biliyor muydunuz? Eski aşıklar nasıl doğum günü hediyesi veriyormuş görün bakalım…

Yazıya nasıl başlamıştım, nereye bağlandım 🙂 neyse siz benim yazılarıma alıştınız artık…

 Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.

Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!

Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.

Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.

Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.

Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, caminin iç güzelliğini aydınlatır.

İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.

İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.

Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.

Göreceğiniz manzaraysa şudur;

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!

Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır…

Hem akıllı, hem komik hem de romantikkkkk….. Millet nasıl hediyeler veriyormuş sevdiceğine…:) Bence bir Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin hikayesi gibi Mihrimah ve Koca Sinan’ın efsane aşkı da anlatılmalı. Bu arada çok merak ettim. Mihrimah da Sinan’ı seviyor muymuş acaba? Ayyy Sinan’ın karısı olmak istemezdim doğrusu 🙁 Bir kadını yüceltirken diğerini ezmekkkk….

Bu yazıda biraz öyle, biraz böyle içimden geldiği gibi  oldu…

 

Sevgiler…..

 

 

“Eski Aşıklar” için 22 yorum

    1. çok teşekkür ederim. Umarım onu da görürsünüz. Kendi ülkemizde öyle güzellikler var ki henüz daha görme fırsatımız olmayan…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.