Güz Güneşi

Güz Güneşi
Yolda amaçsızca yürüyordu Leyla..Yazdan kalma kilolarını eritmek mi yoksa havayı ciğerlerine çekerek ferahlamak için mi çıkmıştı hiç bilemiyordu.Zaten artık önemsemiyordu da…Kırk yaş bir dönüm olmuştu hayatında.Hep otuzlu yaşlar görüntüsünü aynada görme baskısı ruhundan çıkıp gitmişti sanki..Yaprakların yeşil kısmının sonbaharın solgun kahvesine döndüğü gibi değişmişti hayattan beklentileri.Eskiden rimelsiz ve rujsuz kendini eksik ve hasta hissederken şimdilerde sadeliğin ve asaletin zirvesini yaşıyordu.Üstelik bakışları daha anlamlı, daha derinleşmişti hani!
Havada serin bir nemlilik vardı. Ekinokstu bugün.Güneşin fersiz ama daha huzur verici yansıması vardı.En azından o öyle hissediyordu.
Tarkan ‘ın en sevdiği şarkısı kış güneşini hep bu dönemde daha bir anlamlı bulurdu.Kafasının içinde hemen çalmaya başladı şarkı.Azar coşar deli gönül, bu gözler ah neler görür …..Gerçekten de neler görmüştü bu gönül.
Bir mevsimden bir mevsime, bir dönemden bir döneme, kah mutlu ,kah umutlu şimdiyi bulmuştu.Birden nefesine odaklandı, kalbinin biraz daha hızlı attığını fark etti. Eskiyi hatırında canlandırmak kalp atışlarını hızlandırmıştı.
Aslında eski bitmişti ama niyeyse her hatırlama eylemi o an’ı kalbinde sanki şimdi yaşanıyormuş gibi hissettirdi.Tuhafına gitti biraz ama hemen o duygudan kendini uzaklaştırmayı başardı.Çünkü tam yolun kıyısında yıkık dökük bahçe duvarı olan bir ev vardı.Önce dikkatlice bu metruk evi inceledi.Bomboş ve ruhsuzdu. Perdelerin yarısı halkalarından çıkmış yarısı da kırılmış camın arasına sıkışmış şekildeydi. Duvarın kaldırıma bakan kısmında ise kocaman ve duvarın yarısını kaplamış yasemin dallarını gördü.Burnunu bembeyaz açmış yaseminlere doğru uzatırken gözleri hafif kapanmıştı.Bir an kendini cennet bahçelerinde gibi hissetmişti.O an hiç bitmesin istedi.
Ama gözlerini açınca o yemyeşil dalların arkasından o soluk ve soğuk görüntülü ev yine gözlerinin hizasındaydı. Ne garip dedi.Duvarın kendine bakan kısmı hala bahardı.Duvarın arkası ise üşüten kış gibiydi.Hemen kokuyu tekrar hissetmek için yine eğildi.O derin ve ferahlatıcı havayı içine çekti.Minik bir dal koparıp yürümeye devam etti.
Aslında güzellikte çirkinlikte tıpkı gün ışığının ve karanlığın eşit olması gibiydi.Ekinoks her şeyin içinde aynı derecede vardı.Önemli olan neyi görmeye niyetli olduğuydu.Karanlıktan şikayet etmeye mi yoksa aydınlığa şükretmeye mi .Elindeki yasemin dalını istemsizce saçına iliştirdi. Kendini daha alımlı ve farkındalıklı hissetti…
Yürüyüş parkurunun sonunda en sevdiği yere gelmişti.Dağların,güneşi evine uğurlamasını en çok buradan izlemeyi seviyordu.Derin bir nefes aldı ve evden çıkarken neye kızdığını hatırlamaya çalıştı.Hatırlayamadan o kızıla ve turuncuya çalan ateş topunun ışıklarını kaçırmamak için günün son fotoğrafını çekti ve sonbaharın ilk günü bu güzelliğe şahit olduğu için elini kalbine götürerek birkez daha şükretti.Dağın arkasına gönderdiği güneşin ışıklarının yüreğinden huzurla doğdunu hissetti… Güz güneşinin yüreğinize doğması dileğimle,
Nur Üçgün

Nur Ekizler Üçgün tarafından Cuma 22:36 itibariyle görüldü

“Güz Güneşi” için 13 yorum

  1. Ne guzel bir hikaye 40 yas bir kadin icin gercekten zorlu bir dönem sonbaharina girmis bitmis firtinali gunler ama yormuş

  2. İşte dertlerin geçici olduğunu anın tadını çıkarmanın önemli olduğunu vurgulayan bir hikaye olmuş.Kaleminize sağlık.Hayat işte öyle de böylede geçiyor.

    1. ama içinde kızgınlığı yaşatmak çok zor ve yıkıcı bir durum. Beden için. Tiroid, safra vs… tüm hastalıklar kızgınlıktan…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.