Haydi Çocuklar Doğaya

Haydi Çocuklar Doğaya

Evimizin küçük bir bahçesi var ve hafta sonumuzu bu bahçeye çiçek ekerek, toprakla oynayarak geçirdik. Nehir toprakla oynadığı zaman, toprağın içinden çıkan solucanı eline alıp, anne bak bu ” Bay Solucan” diye ona isim koyduğu zaman o kadar mutlu oluyorum ki. Neden mi? İşte bu yüzden;

Sabahtan akşama kadar biri bizi eve çağırana kadar kaygısızca, dertsiz, tasasız sokakta oynayan çocuklardık. Mutlu Çocuklar! Sokaktan eve bir gelirdim, elim, yüzüm pislik içinde. Annem bağırırdı ” İyice sokak çocuğu oldun sen!!!Şu elini, yüzünü bir yıka, pislik içindesin ”

Dertsiz tasasız deyince yanlış anlaşılmasın. Elbette bizim de kendimize göre önemsediğimiz konular vardı.

Yavru kedi ya da köpeklere bahçede yuva yapar, evden getirdiğimiz yiyeceklerle beslerdik. Hele bir gün çok iyi hatırlıyorum, mahallenin tüm çocuklarının ortak sahiplendiği zavallı Karabaşı zehirlemeye gelmişlerdi. Hepimiz birlik olup, Karabaşın önüne geçmiştik. 🙁 Gerçi ben hep kedilerden korktum ama bu onları uzaktan sevmeme engel değildi.Yaz günlerinin o kavurucu sıcaklarında kurumasınlar diye aramızda paylaştığımız sokağımızın ağaçlarını her akşam sulardık.

Kışın karlı günlerinde yiyecek bulamayan kuşlara ekmek kırıntıları bıraktığımız köşeler vardı, yazın okulumuzun bahçesinde, yuvalarına uzun yollar halinde yürüyen karıncalarla bisküvi, kıraker kırıntılarımızı paylaşırdık. Karıncalara basmak mı??? Allah korusun, yollarda hoplaya, zıplaya yürürdük. Bir canlıya zarar vereceğiz diye ödümüz kopardı. Haa haaa İzmir’de ablamın kafasına yaralı bir saka kuşu konmuştu. İsmini Uğur koyup, nasıl da iyileşmesi için deli, divane olmuştuk. Daha ilk okula bile gitmeyen doğaya karşı duyarlı, vicdanlı çocuklardık. Kısacası sokakta oynamak ve dolayısıyla doğayla doğal olarak iç içe olmak hayatımızın bir parçası olmuştu. Doğayla aramızda bir bağ oluşmuştu.

Ne yazık ki bugünün çocuklarına baktığımızda doğayla ilgili deneyimlerinin olmadığını görüyorum. Bırakın doğayı sokakta ya da parkta açık havada oynayamayan çocuklar var. Onların bir etkinlikten diğer etkinliğe koşturdukları oldukça yoğun bir programları var. Sebebi her ne olursa olsun, ister ailelerin ve çocukların zamansızlıkları, ister oyun alanlarının azalması, sokakların trafik açısından güvenilir yerler olmaması, ister annelerin açık havada koşunca çocuğum terler, üşütür endişeleri, ya da son senelerde ortaya çıkan hayvan ya da haşerelerden geçen hastalıklar, sonuç olarak çocukların artık özgürce serbest bir şekilde sokakta ya da parklarda oynamasına engel oluyor. Çocuklar gittikçe sokaklarındaki doğadan uzaklaşıyorlar. Televizyon, bilgisayar ekranları ve alışveriş merkezleri çocukların en büyük oyun alanları haline geldi. Çocuklarda aşırı kilo ve kolestrol gibi sağlık problemleri, duygusal tatminsizlikler, hırçınlıklar, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ile ilgili problemler, zayıflayan sosyal beceriler ve hatta küçük yaşta ortaya çıkan depresyonlar başladı. Mutlaka siz de bunları yakın çevrenizde gözlemliyorsunuzdur. Hiperaktivite ve dikkat eksikliği, mutsuzluk her yerde kol geziyor. Ne de olsa biz bütün derdi, kederi sokakta bırakıp, eve geliyorduk, değil mi?

Çocukların doğaya ihtiyaçları var. Onların açık havada özgürce oynamaya, koşmaya, görmeye, dokunmaya, koklamaya, keşfetmeye ihtiyaçları var. Zihinsel, duygusal ve bedensel gelişimleri için doğaya ihtiyaçları var. Öğrenmek için doğaya ihtiyaçları var. Doğada, dışarıda, açık havada içinde bulundukları ortam ve koşullara göre ne yapmaları gerektiğine kendi başlarına karar verebilmeleri için, diğer bir deyişle kendilerini her şartta koruyabilmek için doğaya ihtiyaçları var. Sağlıklı olabilmek için doğaya ihtiyaçları var. Çok iyi hatırlıyorum, evimizin bahçesindeki çam ağacının altı en büyük oyun alanımızdı. Daha doğrusu ağacın altı evcilik için, ağacın dalları, tırmanıp, yukarıdan kuş bakışı seyir için oyun alanımızdı. Bir gün ağacı budadılar ve hemen yaratıcı düşünce devreye girip, 4-5 yaşlarında çocuklar evden getirilen sandalyelerle ağacımıza çıkmaya devam ettik. Bence açık havada zaman geçiren çocukların aynı zamanda hayal güçleri daha kuvvetli, daha yaratıcı ve işbirliğine daha yatkın çocuklar oldukları da kesin. Çamurdan yapılan televizyonlar, yapraklardan yapılan bardaklar, dallardan atlar, yada ağaca çıkabilmek için yapılan takım çalışmaları vs.

DOĞANIN DA ÇOCUKLARA İHTİYACI VAR

Çocuklar daha küçük yaştan doğayla bağ kurmaz, doğayı tanımaz, sevmezse gelecekte doğayla ilgili sorunlarla kim ilgilenecek? Kim nesli tükenmekte olan hayvan ve bitkiler için endişelenecek? Kim küresel ısınmayla, çevre ve doğa kirliliği ile ilgilenecek? Kim ormanların bu dünya için ne anlama geldiğinin bilinci ile hareket edecek?

Yine buna ek olarak bazı araştırmalar açık havada ışığın, bağışıklık sistemimiz için hayati önem taşıyan ve biyolojik saatimizi ayarlayan, beynin bir parçası olan epifiz bezini uyararak bizim mutlu olmamızı sağladığını da gösteriyor. Açık havada ışık, vitamin D sentezi sağlayan etkisiyle öğrenmeyi ve üretkenliği artırıyor.

Doğada ki son çocuklar bizlerdik ama bu değişmeli.Haydi çocuklar Doğaya!!! Çocukların doğaya, doğanın da çocuklara çok ihtiyacı var.

Sevgiler

idilob

“Haydi Çocuklar Doğaya” için 1 yorum

  1. Bayildim ben yarali saksagani iyilestirmeye calisan ablan okudukca o gunlere dondum geske geriye donsem dedim biz cok sansliydik bencede dogayla ic ice yasayan cocuklar hayata onde basliyo

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.