Küçük Simyacı

İçimizdeki çocuğu hep yaşatalım...

Küçük Simyacı

Henüz 12 yaşında ama dünyada best seller olmuş kişisel gelişim kitaplarına taş çıkartıyor. Karanlık odasına girdiğinde yerde duran çantasını, bir insan sanarak korktuktan sonra, korkusunu yazıya döküp, dönüştüren Beril Üçgün’ün biz büyüklere ders verir nitelikteki bu yazısını okumaya hazır mısınız?

Hayal gücümüzü ve içimizdeki oyun oynayan çocuğu hiç kaybetmememiz dileğiyle; Hadi o zaman…

Beril’in kaleminden dökülenler;

Korkular ya da duygular herkes için aynı mıdır? Mesela boş bir oda, yetişkinler için bomboş sıradan bir ortamdır. Fikirlerin olmadığı, duyguların olmadığı, hayallerin olmadığı bir odadır. Bakış açıları dar, düz ve mantıklıdır.  Kendilerine hep sınır koyarlar. Belki de bu yüzden bu kadar sıkıcılar çünkü HAYAL ETMİYORLAR!

Her günleri aynı. Kalk, kahvaltı et, işe git, çalış, eve gel, yemek ye, yat, kalk, kahvaltı et, işe git , çalış…. Her günleri böyle! Hayal etmiyorlar, oyun oynamıyorlar, resim çizmiyorlar.

Kısacası küçükken bir pırlanta olan beyinlerini, dünyanın sıkıcılığına uydurarak, köreltiyorlar. Zamanla beyinlerinin renkli, pırıltılı, muhteşem dünyalarını terk edilmiş bir şehir gibi,  karanlık bir oda gibi bomboş simsiyah bırakıyorlar. Tek düşündükleri işleri! Yarın, diğer gün, haftaya, gelecek aya, önümüzdeki yıla yapılacak olan işleri düşünüyorlar!!!

Peki ya çocuklar; korkuyorlar çünkü düşünüyorlar, hayal kuruyorlar. Karanlık bir odaya girdiğimde hep korkarım ben. Ama bir arkadaşım gelir ve ” Ben karanlıktan korkmam ” der. Aslında korkar. Korkup, korkmamanın, güçlü olmanla, yada boyunun uzun olmasıyla bir alakası yoktur. İster bir bebek ol, istersen dede, düşünürsen eğer her şeyden korkarsın. Hayal edersen eğer bazı şeylerden çekinirsin ama hayal gücüne güvenip, kendini o büyülü diyara bırakırsan, o seni de düşüncelerini de her zaman korur.  Bu yüzden hiçbir zaman düşüncelerinizi terk edip, hayal gücünüzü köreltmeyin.

Beril ÜÇGÜN

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.